Yukarıda, gemiler uzun gecede sessizce süzülüyor, ağaçlar esintiyle salınıyor, şehirler uzaklarda parıldıyor, Dünya gökyüzünde şişmiş bir uydu gibi asılı duruyordu. Jiletimi önkolumdan çıkardım.
Annesi Cassius'u alnından öperken Kısrak yanıma geldi.
"Şimdi de bir piyon mu oldun yani?" diye sordu.
"Sen de bir ganimet misin?"
Bir an yüzünü buruşturdu ve sonra dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi. "Bunu bana sen mi söylüyorsun? Seni tanıya mıyorum bile."
"Ben de seni, Virginia. Artık Hükümdar'a mı hizmet ediyorsun?"
Oysa onu tanıyordum; şimdi onu dosttan çok bir yabancı gibi hissettiren aramızdaki uçuruma rağmen. Göğsümün sıkışmasının nedeni oydu. Ona dokunmak, ona sarılmak isteyen ellerimin ve hepsinin sadece bir numara olduğunu söylemek isteyen dudaklarımın gerginliğinin nedeni de oydu. Ben babasının bir piyonu değildim. Çok daha fazlasıydım. Bütün bunlar iyilik adına yapılıyordu. Ama onların iyiliği için değildi.
"Quinn bana bir hikâye anlatmıştı." Hikâye diyince sızlana cağımı sanarak bekledi ve ben bunu yapmayınca ses tonu daha da derinleşti. "Bir zamanlar, Eski Dünya günlerinde birbirine çok âşık iki güvercin varmış. O günlerde böyle hayvanları büyük mesafelerde mesajlar taşımaları için eğitirlermiş. Bu ikisi aynı kafeste doğmuş, aynı adam tarafindan büyütülmüş ve bir savaşın eşiğinde, iki farklı adama aynı günde satılmışlar.
"Güvercinler birbirlerinden ayrılınca çok üzülmüşler çünkü ikisi de kendisini yarım hissediyormuş. Sahipleri onları çok uzaklara götürmüş ve güvercinler bir daha birbirlerini bulamayacaklarından korkmuşlar çünkü dünyanın ne kadar büyük ve ne kadar korkunç bir yer olduğunu anlamaya başlamışlar. Aylar boyunca sahipleri için mesajlar taşımış, savaş alanlarının üzerinden uçmuş, birbirlerini öl düren adamların üzerinden geçmişler. Savaş sona erdiğinde sahipleri güvercinleri serbest bırakmış. Ancak ikisi de nereye gideceğini, ne yapacağını bilemediği için evlerine dönmüşler. Ve orada birbirlerini tekrar bulmuşlar çünkü evlerine geri dönmek ve geçmiş yerine geleceklerini bulmak en başından beri yazgılarıymış."
Konunun anafikrine ulaşan bir öğretmen gibi nazikçe ellerini birleştirdi. "Kendimi hiç kayıp hissettim mi? Her zaman. Enstitü'de Lea öldüğünde," dudaklarını zarifçe büzdü, "karanlık bir ormanda kör bir haldeydim; İlahi Komedya'da Virgil'i bulmadan önce Dante'nin olduğu gibi. Fakat Quinn bana yardım etti. Onun seslenişi beni ıstırabımdan kurtardı. O benim yuvam oldu. Onun deyimiyle, 'Ev, vardığın yer değil, her yer kararırken ışığı bulduğun yerdir." Elimin üzerine dokundu. "Evini bul, Darrow. Geçmişte olmayabilir. Ama onu bul. O zaman bir daha asla kaybolmazsın."