Masumiyet Müzesi’nde beni en çok etkileyen şey aşkın kendisi değil, hikâyenin sessizce taşıdığı o ince yalnızlıktı. Eşyalar, söylenmeyen duyguların ağırlığını saklıyordu. Müzeye girdiğimde ise romanın atmosferi gerçek bir mekâna dönüşmüş gibiydi; her vitrinde hatıraların sessizce nasıl biriktiğini gördüm.
Masumiyet Müzesi, aşkı anlatırken aslında duyguların bir mekâna nasıl yerleşebildiğini gösteren güçlü bir anlatı. Bir benzerinin olduğunu düşünmüyorum.
Not: Müzeyi gezmemek büyük kayıp olur.