Ben karagoz ile hacivatı okudum .
Cok guzel bır kitap .zaten herkes bu kitabi severek okumustur.ben okudum .sizin de okumanızı tafsiye ederim..Zaten icinde karagoz ile hacivatın maceraları.Anlatılıyor...
Mehmet Akif Ersoy
İstiklal marşı yazarımız Mehmet Akif Ersoy… “Kahraman Ordumuza” başlığı ile kurtuluş savaşından çıkmış bir millete bu adla şiirini hediye etmişti. Şiirini safahat adlı kitabına koymamıştı. Bunun nedeni kendine sorulduğunda: “Bu benim değil, milletimin malıdır.” Diyordu. Bu marşı yazan şair, sadece yazmamakla kalmayıp bunu bir milletle beraber yaşamıştı. Ben şahsım adına onu erken tanıma şerefine nail olmuş bir insan olmanın gurunu yaşıyorum. Ben Akif’i İstiklal Marşı ile tanımadım. Mehmet Akif’ten bize geriye kalan sadece bir kitap vardır: “Safahat”… Ancak Mehmet Akif çoğu kişinin yapamadığı bir şey daha yapmıştır. Safahat dışında bize başka bir kitap daha armağan etmiştir: kendi hayatı… Çoğu kişi kitap yazabilir fakat çoğu kişinin hayatı bir kitap olamaz. Mehmet Akif’in sadece kişiliği başlı başına bir kitaptır. Kendisini en çok tanıyacağımız eseri ise Safahat adlı şiir kitabıdır. Ben lise yıllarımda okumaya başladım Safahatı. Daha sonra sürekli okumaya devam ettim. Hala okumaya devam ederim. Çoğu şiirini ezbere bilirim. Mehmet Akif’i okumaya başladıkça iki şey fark ettim. Bunlardan ilki onu okudukça kendi fikir dünyam oluşmaya başladı. Evet evet fikir dünyamın yapı taşları tamamen safahat kitabındaki şiirler ile döşendi. O zamanın güncel sorunlara dönük şiirler yazmış Mehmet Akif… Bunların hepsi günümüz de bile ders niteliğinde… İkinci olarak keşfettiğim şey Akif’in çok ileri görüşlü biri olduğudur. Çünkü onun yazdığı şiirler günümüz Türkiye’sindeki bütün sorunlara çözüm mahiyetindeki fikirlerdir. Ben onun şiirlerin hepsini okuduğum anda, şöyle bir şey düşünmüştüm: Eğer biz öğrencilere Mehmet Akif’i ve onun fikirlerini düzgün anlatabilirsek ve gençlerimiz bu fikirleri anlayabilirlerse ilerleyen dönemlerde ülkemizde şuan olan sorunlar büyük
Bu kitabı çocuklarınızdan uzak tutmanızı şiddetle tavsiye ediyorum...
On beş günlük kısa bir tatilin ardından tekrar eğitim-öğretim dönemi başladı. Tatilde sıraya koyduğum baya bir kitabım vardı. Fakat bu süre çok kısa olduğundan kitaplarımı bitiremedim. Bu sürenin bana yetmemesi ve kitaplarımı okuyamama baya üzüldüm. Çünkü okulların açılmasıyla beraber bir yoğunluğun içine gireceğimi biliyordum. Öyle de oldu bu yoğunluktan dolayı inceleme yapmak istediğim çoğu kitaba inceleme yapamadım. Aynı zamanda okullar açılınca kendi listemdeki kitaplardan daha çok öğrenciler ile beraber okuduğumuz kitapları okuyacağımı biliyordum. Hep beraber sınıf kitaplığımızda olan kitapları, hem okul içindeki okuma saatlerimizde hem de çoğu zaman evde öğrenciler ile beraber okuyoruz.
Son dönemlerde hem kitap evlerinde hem de hemen hemen tüm öğrencilerde gördüğüm kitap “Saftirik” serisiydi. Kitap baştan beri bana soğuk ve itici geldi. Öğrencilerimede hiçbir zaman tavsiye etmedim. Geçen gün birçok öğrencide yine bu seriyi görünce ciddi anlamda bir merak sardı beni. Bu öğrencilerin bu kitabı bu kadar sevmesinin ne olabilirdi? Hemen o an en yakınımda bulunan Emre ile bu konuda biraz sohbet ettik. Emre de 6. Sınıf öğrencisi o da “Saftirik” serisinin bütün kitaplarını hemen hemen okumuş. Kalanları neden okumadın diye sorduğumda: “Hocam siz kızdıktan sonra onu okumayı bıraktım.” dedi. (Oysa ben kızmamıştım, sadece "ben tavsiye etmiyorum" demiştim. Bir öğrenciye okuduğu kitap için kızmak hayatta isteyeceğim en son şeydir herhalde.) Peki, nasıl buldun sorusunu kendisine yönlendirdiğimde şöyle bir cevap verdi. “Hocam hayatımda daha önce bu kadar eğlenceli bir kitap okumamıştım." Sonra kızlardan birkaç kişiye sorunca onlarda hem çok rahat okunduğunu hem de çok eğlenceli olduğunu söylediler. Ben de