Aslında bu kitap için söylenecek çok şey var. Kitap için "güzeldi","2-3 kez okumuşluğum vardır","ya ben çok anlayamadım","etkileyici" gibi bir araba dolusu yorum duyabilirsiniz. Bu kitabi anlayan da var anlamayan da. Seven de var sevmeyen de. Bu çelişkiler kitabın sıradan olmadığını gösterir bence. Çünkü sıradan olsaydı bu kadar çeşitli yorumların yapılmayacağını düşünüyorum. Ayrıca tomris uyar ve cemal süreya'nın çevirisi de çok güzel olmuş. Okumadıysanız özellikle tomris uyar ve cemal süreya'nın çevirisinde okumanızı tavsiye ederim. Kitapta beni en çok etkileyen sahneler küçük prens ile gülü arasındaki diyaloglardı. Ve tabi bir de küçük prens ile tilkinin diyalogları. Okuyanınız var mıdır bilmem ama "Kiraz ağacı ile aramızdaki mesafe" kitabında küçük prens için vazgeçilmez olanın gülü olduğundan bahsediliyordu. Bu kitap a'dan z'ye tüm insanların dilinde. Hatta kitapların dilinde bile küçük prens adı geçiyor. Artık bu kitap sürü dışı değil de nedir? Çocuk olmak ile ebebeyn olmak arasındaki derin uçurumu bize gösteriyor. Çocukların aklındaki soruların masumiyeti ile büyüklerin aklındakilerin genellikle menfaate dayalı olduğu gerçeğini tüm insanların yüzüne tokat gibi çarpıyor. Aynı zamanda gerçeğin mayasının gözle görülmeyeceğini ve kalbimizle, yüreğimizle görebilmeyi de öğretti çünkü hayatın özü gözzlerimizde gördüklerimizden ibaret değildir. Gönlümüz bu konuda bize yardımcı olacaktır. Ayrıca hayat bir yanılsama ise bu gerçeği ancak yüreğimiz görebilir
Şunu da belirtmek isterim ki kitabın sonundak küçük prensin veda edişi gerçekten her defasında gözzlerimi doldurur. Ama gözyaşımı akıtmam çünkü asıl ağlıyağlayacağım gün küçük presi(o altın saçları ve masum bakışıyla) göreceğim ve tüm kabimle sarılacakğım gündür.