Bu kitabı okurken en çok hissettiğim şey şuydu: rahatsızlık. Ama kötü anlamda değil, insanı düşündüren türden. Çünkü okuduğum karakteri çoğu zaman sevmedim. Ama bir yandan da onu anlamaya başladım. Bu da beni en çok etkileyen şey oldu.
June karakteri bana göre klasik bir “kötü” değil. Daha çok, içimizde küçük küçük bulunan ama çoğu zaman bastırdığımız duyguların büyümüş hali gibi: kıskançlık, yetersizlik hissi, onaylanma isteği… Bu yüzden bazı anlarda “bu çok yanlış” derken, bazı anlarda “insan bunu düşünebilir” diye kendimi yakaladım. İşte kitap tam burada vuruyor.
En sevdiğim tarafı, her şeyin fazlasıyla gerçek hissettirmesi. Özellikle sosyal medya olayları, insanların birini bir anda yükseltip sonra aynı hızla yerin dibine sokması... Okurken “bu gerçek hayatta da aynen böyle” diye düşündüğüm çok oldu.
Ama dürüst olayım, bazı yerlerde June’a gerçekten sinir oldum. Sürekli kendini haklı çıkarmaya çalışması, yaptığı şeyleri mantığa oturtması biraz yorucuydu. Yine de bu durum kitabın etkisini azaltmadı, aksine daha gerçekçi yaptı.
Genel olarak bu kitap bana şunu hissettirdi:
Başarı bazen sadece çalışmakla değil, fırsatla ve hatta bazen etik sınırları zorlamakla da geliyor. Ve bu düşünce insanı biraz rahatsız ediyor.