Roman basit görünen bir hikaye üzerinden insanın varoluş sorununu anlatır. Annesinin ölümüne beklenen duyguyu göstermeyen Meursault sıradan bir hayat sürerken işlediği bir cinayet sonrası yargılanır fakat mahkeme cinayetten çok onun “topluma uygun hissetmeyişini” sorgular. Böylece roman ahlak ile toplumsal normların aynı şey olmadığını gösterir.
İnsan anlam arar, evren ise kayıtsızdır. Meursault bu çatışmadan kaçmaz sahte umutlara ve tesellilere sığınmadan hayatın ve ölümün anlamsızlığını kabul eder. Bu kabul onu umutsuz değil özgür kılar.
Romandaki güneş, sıcak ve fiziksel duyumların yoğunluğu, karakterin dünyayı düşünsel anlamlarla değil bedensel gerçeklikle yaşadığını hissettirir. Sonunda Meursault’un idamı kabullenişi, hayatın anlamsızlığına rağmen yaşamanın mümkün olduğu fikrine varır.
Kısaca roman, toplumun anlam dayatmalarına karşı varoluşun filtresiz gerçeğini savunur.