Derince iki mezar kazdım şuan manada;birisinde sen varsın, birisinde eski ben...
örttüm mezarımızı ve mıhladım taşlarla...
Ne Sen çıkabilirsin oradan, Nede eski Ben...
Bugün tabiat ne kadar güzel. Kuşkusuz her gün böyle bu. Ama güzelliği görmek her zaman mümkün değil. Bakmasını bilmek gerek. Acılara, hastalığa ve yorgunluğa rağmen bakılabilir. O zaman güzelliğin içinde bütün bunlara da iyi gelen bir düşünce olduğu görülür. O ‘düşünceyi’ bir kere ellerine geçirmiş olanlar başlarına gelen bütün sevinçlerin ve acıların külfetine daha kolay katlanabilirler: mutluluk da tahammül ister. Onu da iyi anlamalı.
Cüret ediniz, çünkü düşünmeye, söylemeye, yaratmaya, sevmeye, yaşamaya da cüret edilir. Kimse gibi olmamaya cüret edilir. Ancak böyle genişler hayatın sınırı, sınır diye bize gösterdikleri o çizgi.
ve savaşı bitirmek Erva!
Sende mahfuz sana hususi.
Şimdi ben şiiri sırtlamaya devam ederim
Ben şimdi bu külleri de gül ederim.
Sen Erva sen neredesin bu çarpışmada.
Kaç geceyi yaktın?
Kaç kemik battı kalp damarlarına?
Kaç kez takıldı umudun kursağına?
Yine sustun Erva âh konuşsan, âh bir konuşsan sanki sen konuşunca Kudüs sokaklarında oynayabilecek çocuklar
sanki sen konuşunca sesimizden korkacak lanet Amerika.
Ah Erva sen konuşsan yeni bir dil doğacak adına aşkça diyecekler.
Sen konuşmadığın için bizi toprağımızdan edecekler.
-Samed Kablan-