Bugün günü bir tiyatro metni okuyarak geçiştirdim. Kısa ve içi mizah dolu bir tiyatro metni. Moliere nin “Cimri”sinden sonra “Hastalık hastası” adlı tiyatro metnini okumak benim için hüzün dolu geçti sonlarına doğru. Moliere bu eseri 10 şubat 1673 te yazmış ve 17 şubat 1673 te oynatmış. Kendisi “Argan” adlı tiyatronun baş karakterini oynamış. Ne yazık ki bu kendisinin de son oyunu olmuş. Tiyatronun son sahnesinde,kendisi veremden muzdarip olan Moliere,ani bir kanlı öksürük krizi geçirir ve yere düşer.tüm ısrarlara rağmen oyunu tamamlar. Oyundan hemen sonra evinde tekrardan ikinci bir kriz yaşayan Moliere bir kaç saat sonra ölür.
Hastalık hastası eserinde kendisi tıp ve hekimlerle bayağı dalga geçer. Hatta bir sahnesinde,kendisi “Argan” olarak canlandırdığı hastalık hastası rolünde Moliere ‘ye (kendisine)hakaretlerde bulunur. Moliere nin hastanması dahilinde, kendisi doktor olsaydı,onu ölüme terkedeceğini kendisi “Argan”karakteri ile dile getirir. Ne yazık ki bu öngörüsü gerçekleşmiş Moliere’nin !!!
17 şubat 1673 akşamı ölmekte olan Moliere ye yardım etmeyi hiçbir hekim kabul etmemiştir. Hatta ölümünden sonra bazı hekimlerin,Tanrının Moliere yi cezalandırdığını söylerler.
Hastalık HastasıMolière · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20258,1bin okunma
Geçen Platon’un “Devlet” eserini okudum. Kitapta altı çizilemeyecek cümle bulmak bir hayli zor. Kitap da bundan 2200 yıl öncesinden ideal bir devletin nasıl olmasını gerektiğinden diyaloglar şeklinden bahseder. Tabii Platon burda öğrencisi olduğu Sokrates’in ağzından anlatır bize. Soru-cevap şeklinde olan diyalogların beni bu kadar tatminkar bir biçimde etkileyebileceğini başta düşünmemiştim. Eserde ilk defa o dönem de Homeros’un tanrılarını reddeden birini gördüm. Bu Sokrates’ten başkası değildi.Sokrates herşeyi ölçüp tartan, sorduğu sorularla doğruyu bulmaya çalışan büyük bir filozof. Eserde Sokrates’in, ülkenin yöneticilerinin filozoflardan oluşması gerektiğini anlatır. En azından kendi kafasındaki ideal devlet anlayışı bu şekilde.
Biraz araştırma yaptım. Tarihte daha önce hem filozof hem de kral olan biri var mıdır diye. Marcus Aurelius ile tanışmam bu şekilde oldu. Çoğu tarihçilerin,Roma imparatorluğuna en parlak dönemini yaşattığı söylenir. Büyük erdem sahibi,askerlerine karşı saygılı,komutanlarla fikir alışverişi yapan bir imparator. Hatta ülkeyi sekiz yıl kadar yeğeni ile beraber yönetmiş ki bu tarihte ilk olan bir şey. Düşünsenize bir imparatorluğun iki imparatoru var.
Kana ve şiddete gelemeyen bir filozof imparator olduğundan dolayı, gladyatör oyunlarında gerçek kılıç yerine ucu kör kılıç kullanılmasını emretmiştir. Yazıyı imparatorun bir sözü ile sonlandırayım “sabahleyin uyandigimda kendi kendime şöyle söylemeliyim: bugün de merakli, hayırsız, kaba, kıskanç ve bencil insanlarla karsilasacagim.”
DevletPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201932,8bin okunma
Stefan Zweig’in insan psikolojisindeki tahlillerinin ne kadar iyi olduğunu sanırım hepimiz biliyoruz. Özellikle kadınlarla ile ilgili olan tahlilleri konusunda, sanki onların tomografilerini çekmiş,detaylı bir şekilde bize sunması bizleri gerçekten hayret ettiriyor.
Clarissa eseri, Zweig’in tamamlayamadığı bir eser. Tabii ki de buna sebebiyet veren Zweig’in intihar etmesi. İnandığı değerlerin bir daha geri gelmeyeceğine inanan yazar, Nazilerden kaçarken yerleştiği Brezilya’da karısıyla birlikte intihar eder. Onun eserlerinde savaşın getirdiği yıkımı,vahşeti,ölümü görürüz.
Clarissa eserinde de bu tür duygulara çokça yer vermiştir. Aslında bu tür kitapları dünyadaki tüm ülke yöneticilerine okutmak gerekiyor. Belki o zaman bu dünya, yaşanılacak bir yer olur.
ClarissaStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201717bin okunma
Bir karakter düşünün adı Foma Fomiç.kurnaz,iblis,aşağılık, anarşist biri. Bu karakterin sizin çevrenizdeki yöneticilik makamındaki birini büyülesin, ona bir tasma takıp,istediği gibi size karşı kendi aşağılanmışlığını, size ve çevrenizdeki diğer insanlara karşı üstünlük sağlama hakkını kendinde bulabilsin. Etkilediği yönetici artık kendisi olmuştur. Yönetici de artık kendi değildir. O Foma Fomiç’tir. Kendisi bir general vasfına sahip olacak bir değere sahip olmamasına karşın, kendi çevresindeki insanların ona “Ekselans” diye hitap etmelerini ister.Aşağılık,vasıfsız bir insanın eline kudret geçince, fakir ve güçsüz insanları ezişini görmek kaçınılmazdır. Günümüz liyakatsızlığın bir örneğidir kendisi. Dostoyevski günümüz tahsilatlı psikologlara taş çıkartan biridir. Yarattığı karakterler o kadar gerçekçidir ki, etrafınıza baktığınızda muhakkak eserlerindeki bir karaktere rastgelirsiniz.
Stepançikovo KöyüFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20194,905 okunma
Puşkin’in 21 yaşında kaleme aldığı ilk poeması. Rus edebiyatında benzeri görülmemiş olarak,çok cesurca cinselliğin de dile getirildiği epik bir şiir. Bir prensesin Ruslan ile olan aşkı. Evliliklerinin ilk gecelerinde hazzı,şehveti yaşadıktan sonra Ludmila’nın bir büyücü tarafından kaçırılması ile uzun öykü başlamış olur. Ruslan, Ludmila’ya karşı ihtiras duyan başka üç şövalye ile onu aramaya koyulurlar. İyiliğin kötülük karşısındaki zaferi destansı bir şekilde anlatılır. Homeros’un Tanrıları’na göndermelerin yapıldığı ve Puşkin’in şiirinde de dile getirdiği gibi
“Homeros değilim ben, yüce şiirlerde o terennüm edebilir sadece
Yunan birliklerin öğlen yemeklerini,
Ve derin çanakların köpüğünü ve sesini.”
deyip Homeros’a olan saygısını görmek kabil.
Ruslan ve LudmilaAleksandr Puşkin · Yapı Kredi Yayınları · 2010458 okunma