Mülksüzler ilk bakışta iki gezegen arasında geçen bir bilimkurgu romanı gibi duruyor ama okudukça bunun arka planda kaldığı anlaşılıyor. Kitap daha çok insanların nasıl bir düzen içinde yaşadığı, bu düzenin zamanla nasıl sertleştiği ve bireyin bu yapı içinde nerede durduğu üzerine düşündürüyor. Anarres’te mülkiyet yok, herkes eşit ama bu eşitlik zamanla yazılı olmayan kurallara ve sessiz bir baskıya dönüşüyor. Kimse açıkça zorlamıyor ama farklı olan kolayca dışlanabiliyor. Urras ise bolluk içinde ama adaletsiz, rahat ama çıkarcı bir dünya olarak çiziliyor. Shevek bu iki yer arasında kalan, hiçbir yere tam olarak ait olamayan bir karakter ve onun hikâyesi üzerinden bilgi, özgürlük ve sorumluluk arasındaki ilişki sorgulanıyor. Le Guin büyük iddialar ortaya atmadan, sade bir dille, en iyi niyetle kurulan sistemlerin bile zamanla sorun üretebileceğini ve bu yüzden her şeyin sürekli sorgulanması gerektiğini hissettiriyor.