Beni bilen bilir, felaket bir Zülfü Livaneli severim ve her ay mutlaka bir kitabını okumaya çalışırım. Sadece yazarlığına değil, yaşam biçimine, düşünce tarzına, müziğine sanata bakış açısına ve üretkenliğine hayranım. Bu ülke için önemli değerlerden biri olduğunu düşünüyorum.
İstanbul hanımefendisi Leyla’nın dedesinden kalma yalısı haksız bir şekilde elinden alınır. Bir ev sadece başımızda bir çatı değil, bizim çocukluğumuz, , ruhumuzda iz bırakan hatıralara da sahiptir ve Leyla’da bu sebepten yalısını bırakmak istemez. Ne yapacağını nereye gideceğini bilemez, çünkü hayatı boyunca yalısından hiç uzaklaşmamıştır. Çocukluğundan itibaren Leyla ya hayran olan Yusuf’un yaşlı kadını sokakta bırakmaya gönlü el vermez ve böylelikle Leyla’nın Beyoğlu sokaklarında yaşamı başlar.
Kitap iki farklı kültürden ve küçüklüğünde kırılmış iki kadının başlangıçta uyuşmazlıklarını fakat sonrasında aralarında ki o sıkı dostluğu,yer yer hayatta kalma mücadelelerini, bazen başarıları, yalıyı geri alma savaşları, dönemin siyasi koşulları, Osmanlı yalı kültürünü işlenmiş.
Bu hikayede beni en çok üzen Yekta Bey’in başına gelenler ve hak etmediği bir sona başvurmuş olması. Karakter sayısının oldukça fazla olduğu ve konu zenginliği açısından okuyucunun dikkatini fazlasıyla çeken Livaneli kitabını okuyun derim.
Tiyatro oyununu izlemeyi çok istemiştim fakat kısmet olmadı. Umarım tekrar sahnelenir.