Eski bir şarkıydı bu, soyun kendisi kadar eski. Şarkıların hüzünle dolu olduğu daha genç bir dünyanın ilk şarkılarındandı. Sayılamayacak kadar çok kuşağın acılarıyla dolu bu feryatlar Buck'ta tuhaf heyecanlara ve dalgalanmalara yol açıyordu. Hayatın acılarına inleyip ağlayarak o anda yaşayanların azabını dile getirirken aynı zamanda vahşi atalarının da ıstırabıyla figan ediyor, soğuğun ve karanlığın o anda kendisine verdiği korku ve gizem duygusunu yaşarken aynı zamanda atalarının da hissettiği korkunun ve gizemin cefasını çekiyordu.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yaban hayata dair bir sabır vardır, hayatın kendisine benzer bir inattır, yorulmak bilmezliktir, ısrarcılıktır; sonu gelmez saatler boyunca örümceği ağının başında bekleten, yılanı halka halinde çöreklenip oturtan, panteri pusuda hareketsiz tutan şey odur.
"Ama ben hazinemi arayacağım," dedi delikanlı. "Şimdi çok yaklaştım."
"Eminim ki bulacaksın," dedi Simyacı.
"Peki bu ikinci parçayı neden veriyorsunuz?"
"Çünkü, yolculuğun sırasında kazandığın paraları iki kez yitirdin. Birini hırsız, ötekini muhariplerin reisi aldı. Ben, ülkesinin atasözlerine inanan yaşlı ve boş inançlı bir Arap'ım; 'Bir kere olan bir daha asla tekrarlamaz. Amma velakin iki kere olan mutlaka üçüncü defa da olacaktır.' "