Spoiler içerir!
Ayyaş, parasını har vurup harman savuran, üstelik oğlunu daha 4 yaşındayken odasına kilitleyip saatlerce müzik çalışmaya zorlayan bir babanın oğludur, Beethoven. 17 yaşında annesini de kaybedince babasının bakmayacağını bildiği için 2 kardeşine bakmak zorunda kalır. Maddi sıkıntıların yanında yaşadığı sağlık sıkıntıları da hayatına dahil olunca hayat onun için çekilmez olur. Varlığına, Yaratıcı'ya lanet okur. Hatta yaşamına son vermeyi bile düşünür.
"İnsanoğlu iyilik yapabildiği sürece hayatına son vermemesi gerektiğini bir yerlerde duymamış olsaydım, kuşkusuz uzun zaman önce varlığıma son vermiş olurdum." (Beethoven - sy:24)
Sağlık sıkıntılarından ötürü ölümü bile düşünen sanatçı kendisi de yeteneğinin bir o kadar farkındadır ki üstüne yüklendiğini hissettiği her şeyi başarmadan ölmemeye karar verir. Çünkü müzik onun için insan ırkına ışık saçmaktır. Sanat onun için vazgeçilmezdir.
"İlahi güce yaklaşıp onun ışıklarını insan ırkının üzerine saçmaktan daha güzel bir şey yoktur" (Beethoven- sy:91)
Zamanla İtalyanlaşmış Alman ruhunun yok olduğu Viyana'yı sevmemesine, memleket özlemi çekmesine ve hatta arkadaşlarına yazdığı mektuplarda gitme hayali kurmasına rağmen buradan gitmemesinin tek nedeni Beethoven'ın değerinin ancak burada anlaşıldığı düşüncesidir. Ne yazık ki her yerde sanat anlaşılmıyor!
Hatta benim kitapta en çok ilgimi çeken gerçekleşmemiş olmasına rağmen Beethoven'a yıllık maaş bağlanması düşüncesi oldu. "Bir insan ancak maddi endişelerden bağımsız olduğunda kendini tamamen sanatına adayabilir, ancak bu şekilde sanatın zaferi olacak mükemmel eserler üretebilir." Bunu düşünenler demekki sayıca çok olmasalar bile o dönemde de varmış dedirtti bana.
"Müzikten anladığım kadar savaştan anlamamam ne acı! Yoksa onu yenerim!" (Beethoven -