Elimi uzatıyorum gördüğüm her hayale, gölgeye, yansımaya.. Ve elimi çekiyorum dünyadan, geçmişten, gerçekten... Bir açık hava otelinde maviyi seyre dalarken.
Hayatımız boyunca hemen hepimiz duygusal çatışmalarla karşılaşırız. Bu çatışmalarla mücadelede savunma mekanizması olarak ister mizahı kullanalım ister inkarı, zihnimizin nasıl işlediğini durup düşünmek hiç şüphesiz bize hem içsel bir aydınlanma hem de rahatlama sağlayacaktır.
Sekreterle dünyadan, geçimden, insandan söz açmıştık. Başka şeyler düşünülmeyen günlerde yaşıyoruz. Aşktan söz açsak hemen ayıp oluyor. Çiçeklerden söz açılsa olmuyor, tutmuyor.
Zaman ne yıpratıyor onu, ne de eskitiyor (oysa benim yaşlanmam...): bengi bir 'gençlik' içinde, yönelimlerini, arzularını, özlemlerini - hayallerini - canlı tutuyor, sürdürüyor, gerçekleşmelerini bekliyor - - - benden...
Zamandan kurtulmak istiyor.
Benim en çok gereksediğim; eksikliğinin sıkıntısını en çok çektiğim -- ama, bol bol sahip olduğumda da çar-çur ettiğim--, zaman, onun için yok edilmesi gereken bir şey.
---Ama zamansız var olamaz ki!...
----Bunu da biliyor, sanıyorum.