Rûken..

Rûken..
Filtreyi kaldır, gerçekle göz göze gel Okuyorum, yazıyorum, sorguluyorum. Algılarla değil, anlamla ilgileniyorum.
Serbest meslek erbabı...
Kendini eğitmekle uğraşan biri:) kendime yazıyorum,
Dünya:)
629 okur puanı
Kasım 2021 tarihinde katıldı
Puan vermedi·320 syf.··
2026 23. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2026 13:37
Bir İçsel Yolculuk Manifestosu ' Zahir" ​Aramak mı? Bulmak mı? Önemli olan nedir bu hayatta? Sevgi mi, fedakarlık mı, kendin olmak mı, yoksa sürekli bir arayışta kalmak mı? Belki de özgürlük .. Bunun gibi yüzlerce soru sorulabilir. Herkesin aradığı şey içinde kaybettiği şey farklıdır. Ne arıyoruz? Peki, bu soruların mutlak bir cevabı, değişmez bir doğrusu var mıdır? Kendini aramak ve bulmak sanıldığı kadar kolay mıdır? ​Paulo Coelho’nun Zahir’ini okuyup bitirdiğimde, kapağını yavaşça kapatıp gözlerimi yumduğumda (ekranı kapattım çünkü pdf:) ilk düşündüğüm şey bu oldu.Benim Zahir’im nedir? Ve bence içtenlikle okuyan bir çok okur bunu kendine sormuştur.. ​ ​Hikaye, eşi Esther bir anda ortadan kaybolan bir yazarın peşine düşmemizle başlıyor. Ama adamın asıl peşine düştüğü şey Esther’in fiziksel varlığı değil "Neden gitti?" sorusunun o can yakıcı cevabı. Belki de onu gittiği gün değil, çok daha önceden, ruhunu anlamayı bıraktığı gün kaybetti. Bu yüzden Zahir, bir kayıp hikayesinden ziyade bir adamın içsel yolculuğunu ve kendi hakikatini bulma macerasını anlatıyor. Yazar kendini bulma yolculuğunda bir çok insanla tanışıyor, farklı gruplarda ki insanları tanıyoruz. Ritüeller, mistik karekterler, inançlar ,Toplumun içinde olanlar toplumun dışladıği insanlar, tabularımız içimizde geçen karekterle dışımızdaki karekterin bir olmadığı zevklerimiz ,isteklerimiz ,düşündüklerimiz, ve söylediklerimiz...Hepsi ile bir yüzleşme yazar ve biz için .Buna hazır mısınız:) o vakit okuyun derim... ​Sevgi Bir Pranga mıdır? ​Kitap boyunca Esther’i anlamaya çalışırken aslında kendimi bir içsel yolculuğun ortasında buldum. Çoğu zaman sevgiyi bir sahiplik sanıyoruz. Oysa gerçek sevgi, birine sahip olmak değil, o kişi hayatımızda bir boşluk açtığında bile o boşluğun içinden geçip kendimize
ZâhirPaulo Coelho · Can Yayınları · 20055bin okunma
Reklam
Puan vermedi·88 syf.··
2026 22. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Mart 2026 00:12
Yazamaya Voltaire'in o meşhur sözü ile başlayayım "Bilebileceğim kadarını bildiğim zaman ölürüm dedim; ama ne yazık ki hiçbir şey bilmeden öleceğim" Voltaire’in Cahil Filozof’unu okumak, devasa bir kütüphanenin ortasında durup Ee, bunca kitap yazılmış ama hala ruhun ne olduğunu bilen yok mu?" diye isyan eden yaşlı ve zeki bir amcayı dinlemek gibi. Kitap aslında bir felsefe dersinden ziyade, insan aklının sınırlarına çarpıp geri dönen bir dürüstlükk patlaması. ​Bilmemenin Dayanılmaz Hafifliği:) ​Voltaire işe çok radikal bir yerden başlıyor: "Bilmiyorum." Bu, koskoca bir aydınlanma devri devinden duymayı beklemediğiniz kadar samimi bir itiraf. Descartes gibi "Düşünüyorum o halde varım" deyip işin içinden çıkmıyor ya da Spinoza gibi evreni matematiksel bir formüle hapsetmeye çalışmıyor. Aksine, bu büyük isimlerin "her şeyi çözdük" edasıyla yazdığı kalın kitaplarla dalga geçiyor gibi :) Ona göre, bir seyi açıklamak için on tane yeni terim uydurmak, o şeyi bildiğiniz anlamına gelmiyor , sadece kafa karıştırmakta usta olduğunuzu gösteriyor.. ​Kitap boyunca Voltaire bizi metafizik denilen o karanlık dehlizlerde gezdiriyor. Ruh nedir? Madde nasıl düşünür? Tanrı her gün neyle mesgul?? Bu sorulara verilen tumturaklı cevapları bir kenara itipp Arkadaşlar, biz sadece beş duyumuzun bize getirdiği kadarını bilebiliriz, gerisi tamamen hayal gücü, diyor. Yani bir nevi, Ayağınız yere bassın, bilmediğiniz şeyler üzerine birbirinizin kalbini kırmayın, diye öğüt veriyor. ​Dinler Değişir, Vicdan Kalır.., Yazara göre inançlar, ritüeller ve kıyafetler coğrafyaya göre değişen yerel şakalar gibidir. Ama birine haksızlık yapıldığında hissedilen o sızı, Tokyo’da da Paris’te de aynıdır. Kitabın özü aslında şu..Madem hepimiz bu devasa evrende ne olduğunu tam anlayamayan aciz varlıklarız, o zaman
Cahil FilozofVoltaire · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20203,206 okunma
Puan vermedi·736 syf.··
2026 16. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 24 Şubat 2026 14:53
Hade herkes toplansın, manastıra gidiyoruz günah çıkartmaya Ama baştan söyleyeyim, orada bir de katil var ve devasa bir kütüphane… sıkılmazsınız! ;) Neyse ..Başta her şey klasik bir polisiye gibi ,kapalı mekân, gizemli ölümler, mantık yürüten William… “Tamam, çözeriz” diyorsun ama sonra fark ediyorsun ki Jorge’nin körlük metaforu devreye giriyor ..William akıllı, ama Jorge tek hamlede “sana neyi göstereceğimi ben seçerim” havasında. Adso ise genç, meraklı, biraz saf,sanki Eco onu koymuş ki okuyucu derin felsefi tartışmalara dalarken “bir dakika, ben de burada ne yapıyorum?” diyebilsin.Yani ben ;) Eco öyle zekice bir oyun kurmuş ki, bir yandan 14. yüzyıl manastırında dolaşıyoruz, bir yandan bilgi, iktidar ve korku üzerine düşünmeye başlıyoruz. Kütüphane sadece kitap dolu bir yer değil .güç. Kim neyi okuyabilir, kim neyi bilebilir? William mantığını konuşturuyor, Jorge kuralları, Adso şaşkınlığı… Bazen üçü bir araya gelince sahne resmen entelektüel bir sitcom...;)William dedektif, Jorge kötü patron, Adso izleyici koltuğunda. Arada Adso soruyor, William cevap veriyor, ama ne ben ne de Adso tam cevabı alamiyoruruz ..;) Aristoteles’in kayıp “komedi” bölümü üzerine kurulan gerilim ise romanın en ironik tarafı. trajedi elimizde, komedi kayıp. Sanki insanlık ciddiyeti korumuş ama gülmeyi bir yerde düşürmüş gibi. Ve romanda gülen insanın tehlikeli sayılması… aslında çok tanıdık. Çünkü gülen insan korkmaz, korkmayan insanı yönetmek zorlaşır. William mantık yürütebilir, Jorge gözleriyle korkutabilir, ama kahkaha tüm planları alt üst eder.. Romanın sonunda içimde kalan his şuydu: Bilgi güçlüdür, ama bilgiye sahip olan daha da güçlüdür. Ve en tehlikeli şey cehalet değil,bilginin bilinçli olarak saklanmasıdır. Polisiye sandığımız bu yolculuk, bizi duygudan duyguya, şaşkınlıktan
Gülün AdıUmberto Eco · Can Yayınları · 202015,9bin okunma
9/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2026 15:33
Selamlar size corona zamanından bir selam cakmaya geldim...Bu kitabı pandemi sonrası okumak biraz tuhaf bir deneyim oldu benim için çünkü sürekli onunla bağdaştırdım . Hani bazı filmleri uçakta izlemek iyi fikir değildir ya, bu da biraz öyle. Nryse kitaba geceyim uzatmadan .. Kitapta medeniyetin bilimin en güzel çağlarında çıkan “Kızıl Veba” insanları dakikalar içinde öldürüyor ve medeniyet hop diye kapanıyor..Üniversiteler, bankalar, yasalar, hatta kibarlık bile gidiyor. Pandemide biz de kısa bir süreliğine o kırılganlığı gördük. Raflarda makarna ve un kalmayınca aslında medeniyetin ne kadar “ince ayar” bir sistem olduğunu fark etmiştik. Jack London bunu 1912’de yazmış. Biraz insanın gururu kırılıyor..:) Kitabın en çarpıcı yanı, yaşlı adamın torunlarına geçmişi anlatması. O geçmiş ki gökdelenler, bilim, sanat, büyük şehirler… Ama çocuklar için hepsi masal gibi.. Bu kısım insanın içini burkuyor. Çünkü salgın sadece insanları öldürmüyor; hafızayı da siliyor. Kültür gidiyor, kelimeler gidiyor, hatta “medeniyet” kelimesi bile anlamını kaybediyor. Pandemi döneminde sevdiklerimi kaybetme korkusu yaşamış biri olarak bu sahneler biraz fazla gerçek geldi. Bir neslin bilgisi, bir anda yok olabilir mi? Cevap rahatsız edici biçimde..Evet. Jack London çok naif değil. İnsanlığın “aslında özünde iyi olduğu” fikrine fazla kapılmıyor. Güçlü olanın hayatta kaldığı, zayıfın ezildiği bir dünya çiziyor.. Pandemide maske takma tartışmalarını, bir kişi hastalanınca vebalı gibi davrandığımız, evlerin karantina altına alınması markette birbirine giren insanları hatırlayınca… London’a kızamıyorsun abarttın diye ..Biraz “haklı galiba ya” diyorsun. Ama işin ironik yanı şu: Biz hâlâ aynıyız. Salgın geçiyor, biraz ders alıyoruz, sonra unutuyoruz. İnsanlığın yazılım güncellemesi hep
Kızıl VebaJack London · Türkiye İş Bankası kültür Yayınları · 202447,7bin okunma
Puan vermedi·352 syf.··
2026 12. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2026 15:09
Bu Adam Haklı Ama Sinir Bozucu” Zorba Hakkında Dürüst Bir İnceleme...Gelin okuyun boşuna mı ?? yazdık:) Zorba kendisine şöyle "Benim gibi adamların bin yıl yaşa­ması gerekirdi." Diyor..;) şimdik gelelim Zorba’ya Zorba’yı okurken sabit bir duyguda kalmak imkânsız. Bir yerde ona hak veriyorsun, birkaç sayfa sonra sinirleniyorsun. Bazen üzülüyorsun, bazen kızıyorsun, bazen de istemeden merhamet duyuyorsun. Ve tam da bu yüzden Zorba gerçek. Çünkü gerçek insanlar ya sevilir ya nefret edilir değil; çoğu zaman aynı anda ikisi de olur. Kendi kendime sık sık şunu sordum: Zorba gibi biri etrafımda olsa onu sever miydim? Pek sanmıyorum. Hayatına misafir olarak ilginç, ama sürekli yanında olması zor. :) :) Zorba’nın kadınlara, Tanrı’ya, ölüme ve mutluluğa bakışı bazen rahatsız edici, bazen gülünç, bazen de insanın kalbine dokunacak kadar gerçek. O yüzden bu karakteri sevmek zorunda değilsin ama onu ciddiye almamak mümkün değil.. Kitap bize şunu anlatıyor aslında: Hayatı sadece düşünerek yaşamak mümkün değil. Anlatıcı bunun örneği. Okumuş, sorgulamış, zihni dolu ama hayatı hep bir adım geriden izliyor. Zorba ise düşünmeden yaşıyor. Sorun şu ki, ikisi de eksik. Kazancakis burada ince bir mizah yapıyor: )Biri aklını fazla çalıştırdığı için hayatı kaçırıyor, diğeri hayatı fazla ciddiye almadığı için etrafı dağıtıyor. Zorba’nın felsefesi kulağa çok cazip geliyor: Özgür ol, korkma, yaşa, dans et.. Zorba’nın özgürlüğü başkalarına bedel ödettiğinde, okur olarak durup düşünüyorsun. Demek ki mesele “Zorba gibi yaşamak” değil, Zorba’nın cesaretini alıp onun kör noktalarını görmezden gelmemek. Bir noktadan sonra şunu fark ediyorsun. Zorba bir yaşam koçu değil. O, anlatıcının ve bizim bastırdığımız tarafımız. İçimizdeki “sonra yaparım” diyen sese karşı bağıran, “yarın yokmuş gibi yaşa”
ZorbaNikos Kazancakis · Can Yayınları · 201420,5bin okunma
Reklam