Hade herkes toplansın, manastıra gidiyoruz günah çıkartmaya Ama baştan söyleyeyim, orada bir de katil var ve devasa bir kütüphane… sıkılmazsınız! ;) Neyse ..Başta her şey klasik bir polisiye gibi ,kapalı mekân, gizemli ölümler, mantık yürüten William… “Tamam, çözeriz” diyorsun ama sonra fark ediyorsun ki Jorge’nin körlük metaforu devreye giriyor ..William akıllı, ama Jorge tek hamlede “sana neyi göstereceğimi ben seçerim” havasında. Adso ise genç, meraklı, biraz saf,sanki Eco onu koymuş ki okuyucu derin felsefi tartışmalara dalarken “bir dakika, ben de burada ne yapıyorum?” diyebilsin.Yani ben ;)
Eco öyle zekice bir oyun kurmuş ki, bir yandan 14. yüzyıl manastırında dolaşıyoruz, bir yandan bilgi, iktidar ve korku üzerine düşünmeye başlıyoruz. Kütüphane sadece kitap dolu bir yer değil .güç. Kim neyi okuyabilir, kim neyi bilebilir? William mantığını konuşturuyor, Jorge kuralları, Adso şaşkınlığı… Bazen üçü bir araya gelince sahne resmen entelektüel bir sitcom...;)William dedektif, Jorge kötü patron, Adso izleyici koltuğunda. Arada Adso soruyor, William cevap veriyor, ama ne ben ne de Adso tam cevabı alamiyoruruz ..;)
Aristoteles’in kayıp “komedi” bölümü üzerine kurulan gerilim ise romanın en ironik tarafı. trajedi elimizde, komedi kayıp. Sanki insanlık ciddiyeti korumuş ama gülmeyi bir yerde düşürmüş gibi. Ve romanda gülen insanın tehlikeli sayılması… aslında çok tanıdık. Çünkü gülen insan korkmaz, korkmayan insanı yönetmek zorlaşır. William mantık yürütebilir, Jorge gözleriyle korkutabilir, ama kahkaha tüm planları alt üst eder..
Romanın sonunda içimde kalan his şuydu: Bilgi güçlüdür, ama bilgiye sahip olan daha da güçlüdür. Ve en tehlikeli şey cehalet değil,bilginin bilinçli olarak saklanmasıdır. Polisiye sandığımız bu yolculuk, bizi duygudan duyguya, şaşkınlıktan