R.

Tabiatta her çeşitten sayısız bitki ve hayvan ürünü ile beslenebilirken, tarım sonucunda seçeneklerimiz oldukça daraldı. Artık tabiattan toplamak yerine, tarlalarda yetişen ve çiftçiler tarafından pazara taşınan ürünlerle beslenme alışkanlığına geçiş yaptık.
Sayfa 154
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Tarım, tabiatta yetişen bazı doğal bitkilerin insanlar tarafından seçilip üretilmesiyle başladı. Bu bitkiler nesiller boyunca seçildi ve insanın ihtiyaçlarına daha uygun olan versiyonlarıyla üretilmelerine devam edildi. Derken, binlerce nesil sonra tabiattaki ata tiplerle hiç alakası kalmamış görünen yeni bitkiler (ve hayvanlar) elde edildi. Bugün artık son derece sınırlı ve masraflı koşullar altında, hektarlarca alan üzerinde, çok fazla miktarda su ve kaynak tüketerek binlerce yıldır özenle seçilerek türetilmiş çeşitli bitki ya da hayvan türlerini anormal miktarlarda üretebiliyoruz. Halbuki tabiatin hiçbir yerinde, dönümlerce arazide tek bir bitkinin yetiştiği bir ortam bulamazsınız. Tarım sonucu meydana getirdiğimiz ortam, tabiatta hiç var olmayan bir durumu da ortaya çıkardı. Tabiri caizse, tarım açısından bize uygun olan bazı bitkilere bol keseden "torpil geçtik". Yetiştirdiğimiz bitkileri doğal ortamlarından ayırıp, doğal ortamda hayatta kalamayacak türlere dönüştürüp, tüm doğal avcı ve rakiplerinden ayrı, imtiyazlı bir üreme ortamında üretmeyi akıl ettik. Haksız kazanç ve avantaj sağlama anlamında "torpil yapmak" nasıl sosyal hayatımızda hoş olmayan bazı sonuçlar yaratıyorsa, tarımda uyguladığımız bu torpiller de uzun dönemde bizim için çok ciddi sorunlar yaratmaya başladı.
Sayfa 153
Alıntı
Kendisini Tomas'a dönmekten alıkoyacak bir şey yapmayı özlüyordu. Yaşamının geride kalan yedi yılını acımasızca yıkmayı, yok etmeyi özlüyordu. Bu göz kararmasıydı. Esriten, önüne geçilmez bir düşme arzusu. Göz kararmasına güçsüzlerin esrimesi de diyebiliriz. Güçsüzlüğün farkına varan bir kişinin güçsüzlüğüne karşı çıkmak yerine ona boyun eğmeye karar vermesi... Güçsüzlükten sarhoştur, daha güçsüzleşmek ister, kentin en büyük meydanında herkesin gözü önünde yere yuvarlanmak, daha da alçalmak, aşağının aşağısı olmak ister.
Sayfa 87
Alıntı
.. güçlüler güçsüzleri incitemeyecek kadar güçsüz olunca, güçsüzler çekip gidecek kadar güçlü olmak zorundaydılar.
Sayfa 86
Alıntı
Cennete giriş, başkalarının yargılarına bağlıdır. Cennetle olan ilişkimiz, yargılayanların ve yönetenlerin dayattığı bir hiyerarşiye tabidir. Halbuki kişi ile cehennem arasında kimse yoktur. Gözüne girmeye çalışacağımız, (kendimiz de dahil) yalan söyleyeceğimiz, lütfunu kazanmak için çırpınacağımız ya da adakta bulunacağımız kimse yoktur arada. Bağımsız kişi, kendisine cennette ayrılacak bir yere tenezzül etmez. Insanın yargılanmayı reddetmesi, onun kibirli biri olduğu anlamına da gelmez. Asıl kibirlilik, yargılamaktır. Cehennem, sadece yargılayanlar ve yargılanmayı kabul edenler için kötüdür. Cennetin ve onu meşrulaştıranların tersine, cehennem, özgür ruhun meskenidir.
Sayfa 27
Alıntı