Yüz çiçek ırmağının tanrısının ardında, dul Jiang Qing'in hükmettiği caniler çetesini keşfediyorduk. Yanı başımızda, sınırların öbür yanında, Kızıl Tugaylar ve Baader grubu patronları ve devlet adamlarını kaçırıyor, cesetleri, sıradan bir mafya şefi gibi, arabaların bagajında bulunuyordu. Devrim umudu beslemek utanılacak bir şey haline geliyordu, Ulrike Meinhof'un hapishane hücresinde intiharına üzüldüğümüzü söylemeye çekiniyorduk. Anlaşılması güç bir biçimde, bir pazar sabahı yatakta, boynunu sıkarak karısını öldüren Althusser'in işlediği cinayet psikolojik soruna bağlandığı kadar, özdeşleştirildiği Marksizme de yüklenecekti.
Şimdiki kahramanımız Laudrup"un oynadığı futbol tasarlanmış, edebi bir futbol, bir mana taşıyor. Oysa Butragueno'nun artık izleyemeyeceğimiz futbolu enstrümantal müzikti, sözleri ve açıklaması yoktu. Tıpkı böyle müziklerde olduğu gibi sadece mırıldanılabilir, dahası yok.