Kıyak kitap, ciddi söylüyorum size, bırakın şu edebiyat, felsefe ve diğer ıvır zıvır kitapları da bu kitaba zaman ayırın. Felaket güzel kitap yani.
Aslında bir olayı yok, hem de hiç olayı yok. Yalnızca adam oturmuş, bize anılarını anlatıyor. Şu 'buralara nasıl geldim,' 'nasıl zengin oldum,' 'nasıl insanları kazıkladım' kitaplarından değil. Adam 'çok iyi eğitim veren' bir okuldan kovulmuş, ilk kovuluşu da değil hani, oradaki son gününden başlıyor anlatmaya. Okuldan kaçıyor sonra, sokaklarda geziyor. Manyak yalnız ama adam, kimi arasam diye düşünüp duruyor sürekli. Kendisi lanet iyi biri falan değil ama çok zor beğeniyor insanları, önüne geleni eleştiriyor. Ciddiyim, bittim adama.
Şaka bir yana, gerçekten okumalısınız kitabı. Anlatımındaki mükemmel akıcılıkla tek oturuşta bitirebilirsiniz. Ayrıca adam öylesine gizli duygusal ki, içimi burktu kitap boyu. Buna rağmen çoğu yerde keyifle gülümsedim. Size kitap okuyor değil de kırk yıllık dostunuzla konuşuyormuşsunuz havası veriyor. Lanet herif, nasıl da rahatlatıyor sizi.
Müzisyenler ezgilerle kurtulmak isterler dilsizlik diyarından. Yazarlar dehşet içinde orada tüketirler günlerini. Hem yazar tanımını getiren de nihayetinde dil sersemliğidir ki bir de üstüne çoğu yaratıcıyı söz yasaklısına çevirir. Jean de la Fontaine fabllarını okumayı reddediyordu. Şiir okuması yolunda utanç verici bir talep geldiğinde, her zaman yanında olan, Gaches adında bir oyuncu yetişirdi imdadına. Hem kimin yazgısı değildir ki dil zafiyeti, suskunluk herkesin son yüzü değil midir?
Martin ölemez çünkü kendini ebediyen yok olamayacak kadar degerli görmektedir. Aynı zamanda ölmeyi beceremez çünkü sevmeyi beceremez. Sadece iyiler ölmeyi becerebilir. Martin ölüme teslim olamaz çünkü yaşarken de hiçkimseye bırakmamıştır kendini. Bu anlamda, nasıl yaşamışsanız öyle ölürsünüz. Ölüm, eğer başarıyla gerçekleştirmek istiyorsanız, yaşarken provasını yapmanız gereken bir kendinden vazgeçiştir. Aksi takdirde ölüm bir ufuk degil bir fasit dairedir. Başkaları - için olmak ve ölüme - doğru olmak aynı durumun farklı yönleridir sadece.
Gece öyle parlak ki, bahçenin çiçekleri sanki gündüzmüş gibi bütün renkleriyle dineliyorlar. Çeşme sokağındaki son evin yanından, titrek kırmızı bir fenerin altında yalnız bir adam köşeyi dönüyor. Ben miyim yoksa? Hayır, çünkü ben, ayın, leylakların, meltemin, gölgelerin saçtığı -mavi, oynak,altın sarısı- bir aydınlık içinde eşsiz, derin yüreğimi dinliyorum.