yıllar boyu yan
yana yaşadığı ve bunun sonucu olarak da derin bir karşılıklı aidiyet
hissettiği kadına jest olarak yapardı bunu, gerçi artık bu derin
duygudan geriye bölük pörçük bir şeyler kalmıştı ama olsun, her
ne kadar ikisi de bunun gerçekte böyle olmadığını gayet iyi bilse
de o, her sabah rahat ve şen şakrak bir şekilde dile getirdiği bu
"Hoşça kal" sözü aracılığıyla ilişkilerinin hiç değişmediğini ruhunun
derinliklerinde hissettiğini eşine anlatmaya mecbur tutuyordu
kendini, benliğini zorlayarak bu jesti mümkün olabilecek en üst
seviyeye çıkarıyordu, zira karşı taraftan aynı rahat ve samimi ses
tonuyla söylenmiş ve içindeki huzursuzluğu yatıştırmaya yarayan
"Güle güle" cevabının geleceğini biliyordu ve buna şiddetle ihtiyacı
vardı.