Bağlanma korkusu olan insanlar kurban oldukları ve kendilerini
saldıran kişiye karşı savunmak zorunda olduklarını hissederler.
Rakiplerini potansiyel bir davetsiz misafir, saldırgan,
etkili, yönlendirici, güvenilmez, tacizci, güçlü, egoist ve kötü
niyetli kişiler olarak algılarlar. Bağlanma korkusu olan kişiler
eşlerini de kendilerini eğitmeye çalışan, kandıran, esir eden,
boyunduruk altına alan, hapseden, zincire vuran ve yok eden
kişiler olarak görürler. Aynı zamanda eşleri, insanı bağımlı kılan,
isteklerinin yok olmasına sebep olan, gücünü ve özerkliğini
elinden alan bir tehlike, bir uyuşturucu maddedir. Daha hafif
vakalarda eşleri, er veya geç onlara ihanet ederek terk edecek
olan bir tehdit olarak kabul ederler. Onlara göre bu yansıtmalar
gerçektir. Saldırganlara ve uyuşturuculara karşı kendini savunmak
doğal olarak meşru bir davranıştır. Eğer sürekli saldırıya
uğrama beklentisi içinde yaşıyorsak yastığımızın altında bir silahla
uyumamız son derece normaldir. Bağımlı olmak, kontrolümüzü
kaybetmek tehlikesiyle karşı karşıya kaldıysak, uyuşturucu
haplardan uzaklaşmamız ve sadece kontrolü sağlayabildiğimiz
durumlarda kullanmamız gerekir. Yansıtma yapan
kişiler haksızlık yaptıkları duygusuna kapılmazlar. Aslında
aldıkları savunma önlemleri sadece ölçüsüz değil, son derece
vahşi ve acımasızdır. Yalan söylerler, aldatırlar, kırıcı davranırlar,
aşağılarlar, duvarlar örerler, ortada bırakırlar ve bazen
de vururlar. Sadece kendilerini savunmakla meşgul oldukları
için sözlerinin ve davranışlarının karşılarındaki insanlar üzerindeki
etkileri konusunda empati yapamazlar.