Bu kitabı bitirdiğimde aklımda tek bir soru kaldı: “Peki ya ben?” Günlük hayatımda fark etmeden sürüklendiğim dopamin döngülerini görmemi sağladı. Sosyal medyadan gelen bildirimler, tatlı krizleri, ekran başında geçen saatler.Hepsi aslında beynimin bana oynadığı küçük oyunlarmış.
Yazar konuyu öyle anlaşılır bir şekilde ele almış ki, bilimsel bilgiler bile okurken sıkmıyor. En güzel yanı ise sizi yargılamaması. “Yanlış yapıyorsun” demek yerine, davranışlarımızın arkasındaki sebepleri gösteriyor ve çıkış yollarını işaret ediyor. Ufak molalar vermek, hazla aramıza mesafe koymak gibi çok pratik öneriler var.
Bazı yerlerde terimler biraz yoğun geldi ama açıklamalarla toparlanıyor. Yine de kitabın sonunda kendime daha farklı bir gözle bakmaya başladım. Hangi alışkanlıklarım bana gerçekten iyi geliyor, hangileri sadece kısa süreli bir dopamin etkisi yaratıyor? Bu soruları sormama vesile oldu.
Kısacası; beyni, alışkanlıkları ve modern çağın bizi sürüklediği hazzı daha iyi anlamak isteyen herkesin okuması gereken bir kitap.
Aziz Nesin’i okurken hep gülümserim ama o gülümsemenin ardında sert bir gerçeklik vardır. Zübük de tam öyle bir roman. Okurken kahkahalar atsam da her sayfada “bizim memlekette bunlardan çok var” dedim.
İbrahim Zübükzade tanımadığımız bir tip değil; çevremizde, siyasette, gündelik hayatta sık sık karşımıza çıkıyor. Yalancı, menfaatçi, çıkarcı… Nesin onları öyle ustalıkla anlatmış ki, bazen gülerek, bazen de öfkeyle okudum.
Ama beni asıl düşündüren şey Zübük’ün kurnazlığı değil, halkın defalarca aynı tuzağa düşmesi oldu. Çünkü sorun tek başına Zübük’te değil; ona kanmaya, ona yetki vermeye, sonra da pişman olmaya devam eden bizlerde. Aziz Nesin sanki “siz değişmedikçe zübükler de bitmeyecek” diyor.
Roman yıllar önce yazılmış ama hala güncel. Bu da gösteriyor ki Zübük’ün hikayesi sadece bir kurgudan ibaret değil; biz değişmedikçe bu hikâye sürüp gidecek.Bundan yüz yıl sonra bile bu kitabı okuyanlar, düzen değişmedikçe kendi dönemlerinin Zübüklerini bu satırlarda bulmaya devam edecek.