Bunlar hep vazife bilgisi sezgisine ulaşmak, yani ilahi icaba idrakine uyum sağlatabilecek, uyuma girebilecek durumlara gelebilmek içindir. İnsan bunu yapmakta ne kadar çaba gösterir ve başarılı olursa vazife planına o oranda hızlı ve emin olarak yaklaşır ve dünya hayatının ıstıraplı, ağır kademelerini de o kadar çabuk atlatır. Eğer bunu yapmaz da sürekli olarak nefsaniyetine yenilir, ondan kurtulma çabasını göstermez, geri hislerle, basit düşüncelerle bağdaşıp kalır ve dünyayı planının uygulamasına bir araç değil, nefsaniyetlerinin tatminine bir araç sayar ve ona göre hareket ederek planının icaplarını çiğner geçerse işler değişir.
O zaman, onun aslında otomatik yürüyen toplumsal planları, hazırlıkları ve hayat koşulları bu hareketlerinin iyileştirilmesi yoluna yöneltilir. Bunu vazifeli yardımcılar yaparlar. O insan, hayat koşullarının birdenbire çatılan kaşları, ekşiyen yüzleri karşısında sebebini idrak etmeden çok güç durumlara düşmeye başladığını görür, işleri tersine yürümeye başlar, maddi, manevi üzüntüler, acılar birbirini takip eder. O hâlâ işin nerelerden geldiğinin farkında olmaz ve bıkkınlık gösterir. Suçu durmadan kadere, talihe, topluma, insanlığa vb. şuna buna yüklemeye kalkışır. Fakat durum ve hareketlerine göre ayarlanmış olan planı gereğince şaşmayan gelişim mekanizması onun bu telaşına zerre kadar aldırış etmeden kendi yolunda işleyip gider. O hâlâ uslanmaz ve idrakini zorlamak istemezse ortalık kararmaya devam eder, tatsızlıklar gittikçe artar ve sonunda onu isyana sürükleyinceye kadar uğraşır. Fakat bu isyan, işi büsbütün çıkmaza sokar ve sonunda bir hapishaneye, bir hastaneye, bir akıl hastanesine, bir mezara ya da buna benzer çok ağır zorlayıcı hayat koşullarından birine onu sürükler. Bütün bunlar o insanın kendi idrakiyle başaramadığı o ana özgü