Realizm ve toplumcu gerçekçiliğin öncü isimlerinden Sabahattin Ali, bu romanında okuru yalnızca bir aşk hikâyesinin kıyısında dolaştırmaz; kendini aydın sanan bir zümrenin düşünceleriyle hayatları arasındaki derin yarılmayı görünür kılarak topluma acı bir ayna tutar. Yazar, ana karakterin iç dünyasında dolaşırken “içindeki şeytan”ı bilinç akışı tekniğiyle konuşturur; ancak bu şeytan, dışsal ve soyut bir varlık değil, insanın zaaflarından beslenen, acizlik, tembellik, iradesizlik ve bilgisizlikle örülen en önemliside hakikatleri görmekten kaçma itiyadından doğduğunu belirtir.