O yıllar, ömrünün, biri yemyeşil, öbürü kıraç ve yalçın iki karşılıklı zirvesi arasında dalga dalga bir nehir gibi akıp gitmişti. Gerçi, bu nehir benden bir şeyler aldı götürdü. Gençliğimi, güzelliğimi, hülyalarımı, ümitlerimi hep kapıp sürükledi.
Lâkin ben, asıl ben, şimdi o iki zirveden birinin, kıraç ve yalçın zirvenin üstünde mıhlanmış oturuyordum. Nehir aka dursun, aka dursun ve eski Münire’den ne kalmışsa kapıp sürükleye dursun; bana ne, diyorum.