Kitapta, 2. Dünya savaşı sırasında, esir kamplarında tutsak olan bir psikiyatrın hatıraları anlatılıyor. Psikiyatrın bakış açısı ile insanın yaşayabileceği en zor koşulların üstesinden gelme ve uyum sağlama becerisi inceleniyor.
Bir gün, bir korkuluğa şöyle dedim: “Tarlanda böyle tek başına durmaktan yorulmaz mısın?”
Dedi ki bana: “Korkutmanın hazzı öyle derin, öyle süreklidir ki asla yorulmam.”
Bir an düşündükten sonra, “doğru,” dedim, “ben de yaşadım bu hazzı.”
korkuluk cevap verdi: sadece, benim gibi, içi saman dolu olanlar bilir bunu.”
beni pohpohluyor mu*, aşağılıyor mu, anlayamadan bıraktım gittim korkuluğu.
Kitabı büyük bir ilgiliyle okudum. Karakterler, haneler, insan ırkları ve bunların özellikleri büyük bir hayal gücünün eseri. Aynı tarzda, "Yüzüklerin Efendisi ve Star Wars"ı hatırlattı bana.