HELMER: Of, aptal bir çocuk gibi düşünüp konuşuyorsun.
NORA: Oyle olsun. Ama sen de hayatımı paylaşmak isteyebileceğim bir erkek gibi düşünûp konuşmuyorsun. Paniğin geçer geçmez, ki korktuğun şey bana değil de sana neler olabileceğiydi, hiçbir şey olmamış gibi davrandın. Ben yine senin küçük tarla kuşun ve oyuncak bebeğindim, sadece bu kadar zayıf ve kırılgan olduğu için artık onu iki kat fazla özenle koruman gerekliydi. (ayağa kalkarken) Torvald, sekiz yıldır yabancı bir adamla yaşadığımı ve ona üç çocuk doğurduğumu fark ettiğim an işte buydu. Ah, düşünmeye bile tahammül edemiyorum! Kendimi paramparça edesim geliyor.
HELMER: (üzüntülü) Anlıyorum, anlıyorum. Aramızda bır uçurum var artık. Ama Nora, bu uçuruma köprü kurmamızın hiçbir yolu yok mu?
NORA: Şimdiki 'ben' olarak, senin karın olamam.
Onlardan bir kısmının da okuma yazmadı yoktur. Kitab’ı(Tevrat) bilmezler. Bildikleri ancak (reislerinin anlattıkları ) bir sürü hayali uydurmalardır ve onlar ancak zan ve tahminde bulunuyorlar. Kitabı elleri ile yazıp sonra da az bir değere (dünyalık menfaate) satabilmek için “bu Allah katındandır” diyenlerin vay haline! Ellerinin yazdığı şeylerden dolayı vay başlarına gelenlere! Vay şu (uydurdukları şeylerle elde ettikleri haksız) kazançları yüzünden onların haline!
Senden sürekli memnun etmeni bekleyenler daha önce bireysel sınırlarına nasıl saygı duymadılarsa, şimdi de evliliğinin sınırlarına saygı duymayacaktır. Eşini onların istediği "onaylanan, memnun eden ve boyun eğen" duruma getirmek yerine, beraber kendi sisteminizi kurup, sınırlarına sahip çıkan bir çift olmaya çalışmalısın.