"Para kazanmak amacını oldukça mükemmel ifade eden, ancak aynı zamanda fabrikanın çalışmasıyla ilgili operasyon kurallarını geliştirmeni de sağlayacak ölçütler bunlar. İşte üç tanesi: Akım-faydası, envanter ve işletme giderleri."
"Bunları biliyor gibiyim" dedim.
"Olabilir, ama tanımlarını değil. Sanıyorum bunları yazmak istersin."
Kalemimi elime aldım ve devam etmesini söyledim.
"Akım-faydası, sistemin satışlar aracılığıyla yarattığı paradır."
Tek kelimeyi kaçırmadan yazıyordum.
"Peki ama üretime ne oluyor" diye sordum. Şöyle söylesek daha doğru olmaz mı?"
"Hayır Alex. Satışlarla, üretimle değil. Eğer bir şey üretiyor, ama satamıyorsan, bu akım-faydası değildir. Anladın mı?"
"Anladım. Fabrika yöneticisi olduğum için öteki türlü ifade etmenin daha doğru olacağını düşünmüştüm."
"İkinci ölçüt envanterdir. Envanter, sistemin satmak için satın aldığı şeylere yatırdığı paranın toplamıdır."
Bir yandan yazıyor, öte yandan da envanterin geleneksel anlamından çok farklı olan bu tanıma hayret ediyordum.
"Peki, sonuncusu nedir" diye sordum.
"İşletme giderleri. İşletme giderleri, sistemin envanteri akım faydasına dönüştürmek için yatırdığı paranın toplamıdır."
İsimler, hastalıklar, ölüm ve doğum tarihleri, felaketler, mutluluklar hatırlanıyor, kahveler içiliyordu. Ömer, "Bir gün ben de bunlar gibi olacağım!" diye mırıldandı. "Bir gün ben de kahvemi içerek akrabalardan söz edeceğim. Bütün bu tutkulardan sonra üstelik... Evlilik beni gemleyecek. Zaten şu demiryolunda burnum biraz sürtülmüştü. Demek hazırmışım ben de öyle şeylere." Gene kendini didikliyordu, ama harekete geçmek için fazla bir güç de göremiyordu. "Bir gün, hem de çok uzak bir tarihte değil, ben de ayağımda terliklerle odada yün ören karımla... Karım?" Şaşkınlıkla Nazlı'ya baktı. Orada, karşısında, gelecekteki kocasının, teyzesinin bakışları altında rahat olmaya çalışan, kızarıp bozarmamak için zorlanan bu kız! Birden kendini toplayarak, "Ee, ne var, işte karım!" diye mırıldandı.