"Amacınız, birçok kişinin nefret ettiği, daha da fazla kişinin övdüğü bu şövalyelik kitaplarının temelsiz sanat yapısını yıkmak olsun; bunu başarırsanız, az şey başarmış olmazsınız."
"Aydın" bir yönetici olmaya çalışıyordu. Kendinden emindi. Sorumluluk devretmekten korkmazdı. Takdir edilebilecek bir bilanço getirdiğiniz sürece, işi bildiğiniz gibi yapmanıza izin verirdi. Yeni fikirlere açık olmaya gayret ediyordu. Danışmanlardan birisi içeri girip de "İşgörenlerin verimli olabilmeleri için kendilerini iyi hissetmeleri gerekir" dediğinde kulak verirdi. Peach dinlemeye çalışırdı. Ama bu, satışların iyi gittiği ve kasanın dolu olduğu zamanlardaydı.
Şimdi ise neler neler söylüyordu?
"Kendilerini iyi hissetmeleri umurumda değil" diyordu. "Eğer bunun için cebimizden fazladan bir tek kuruş bile çıkacaksa, varsın kalsın." İşgörenlerin stres atacağı, sağlıklarının daha iyi olacağı ve sağlıklı personelin daha iyi çalışacağı düşüncesiyle bir jimnastik merkezi kurmayı öneren yöneticiye böyle demişti. Adamı kelimenin tam anlamıyla odasından kovmuştu.
Etrafımda olup biten günlük tabiat mucizelerine ilgi göstermeye zaman bulamayacak kadar koşuşturma içinde olmaktan bunalmıştım. Sanırım başkaları da aynı durumdaydı.
"Bende çok şey var ya! Avrupa'dan çok şey öğrendim. Burada hımbıl bir insan olamam artık. Azla yetinemem. Avrupa'da öğrendim... Bir hayatım olduğunu, sonra öleceğimi öğrendim!"
"Bunları bilmiyor muydun?" diyerek Muhittin güldü.
"Bunları öğrendim. Senin anlamadan alay ettiğin bu şeylerin ne demek olduğunu öğrendim. Bu hayatta bir şeyler yapmalı. Onu doldurmalı. Her şeyin ötesine geçmeli... Bir şeyler yapmalı. Bu yaptıklarını insan başkalarına duyurmalı... Sıradan bir hayat istemiyorum ben!"