Dünyanın en uç noktasındaki adı duyulmamış, hiç görülmemiş topraklara... Böylece orada bedenim ve bilincim sonsuza dek ayrılırdı birbirinden. O yüzden, bir şeylere sımsıkı sarılmak istiyordum. Fakat etrafımı ne kadar kolaçan edersem edeyim, hiçbir yerde sarılabilecek bir şey göremiyordum.
Durmadan elimden bir şeyler düşürüyordum. Kurşunkalemim, el çantam, çatalım gürültüyle yere düşüyordu. Öylece yere kapaklanıp derin bir uykuya dalmak istiyordum. Fakat olmuyordu. Bilincim yanı başımda hep uyanık bir şekilde duruyordu. Onun soğuk gölgesini sürekli hissediyordum. Bu benim kendi gölgemdi. Garip diyordum, uyuklama esnasında. Kendi gölgemin içindeyim.