"Sevgi" sözcüğünü hatırlasana. Çoğu zaman buralarda dolanırdı.Çocukluğum boyunca burada, köşedeki dükkânda, otobüste, dondurmacıda, başka sözcüklerin başını çeken, rehberlik eden, ileriyi gösteren, harekete, yeni bir başlangıca ve sona işaret eden, daima çevremde dolanan bir sözcüktü. Ne zamandır kullanmaktan tedirginlik duyduğumuz bir sözcük oldu; çok sık kullanmanın onu hafife almak demek olduğu geldi kulağımıza. Ben öyle hissetmedim hiçbir zaman. Ağırlığı olan, güven veren, kesinlik ifade eden bir sözcüktü. Güvensizliğin yaygın, toplumsal ıstırapların derin olduğu hayatlara güven veren bir sözcük vardi. Evet, Luv (Sevgi).
Bir zamanlar çok sofu bir çiftçi varmış, ancak Aziz Yusuf'tan başkasına biat etmezmiş. Öldüğünde, Aziz Petrus cennete kabul edilmesine engel olmuş. "Hiç mazeret tanmam, demis. Sen İsa’yı, Tanrı’yı ve Bakire Meryem'i unuttun." Bunun üzerine adam, "Buraya kadar geldiğime göre, bari Yusuf'a bir şey söyleyebilir miyim?" diye sormuş. O sırada Yusuf görünmüş ve çiftçiyi tanımış hemen. "Hoş geldin, buyursana," demis. "Gelemem," diye sızlanmış çiftçi. "Petrus benim cennete girmemi yasakladı." Yusuf, Petrus’a doğru dönüp öfkeyle bağırmış, "Ya onu içeri alırsın, ya da ben karımla çocuğumu alıp cenneti kurmak için bir başka yere giderim."
Bazen yüreğim burkularak çektiğim fotoğrafa yabancılaşıyorum, acı içindeki insanların yüzü, zihnime tipki negatiflerime kazındığı gibi kazınıyor. Ama geri dönüyorum, çünkü görevimin bu fotoğrafları çekmek olduğuna inanıyorum. Çıplak gerçek vazgeçilemez bir şey, fotoğraf makinesinden baktığım zaman beni etkileyen bu