Harp bitti. Memleketi harbe sokanlar, batıranlar, yakanlar, yıkanlar; harbe girdikleri gün, padişahı bile bu büyük işten haberdar etmeyenler, kaçtılar; memleketi terk ettiler.
Meclis açıldı. Sultan Vahdeddin padişah, ben şeyhülislâmım.
Padişah, bütün mebuslara hitaben bir konuşma yaptı:
"Adaletten ayrılmayın. Olanlar oldu. Kindir, düşmanlıktır, bunları silin. Memleketin imarına uğraşın. Memleket felâketler gördü." şeklinde; "Kardeş olun, düşman olmayın." gibi konuştu.
Ey uykuda iken kendilerini ayık zannedenler! Umûr-u dîniyede müsamâha veya teşebbühle medenîlere yanaşmayın. Çünkü aramızdaki dere pek derindir. Doldurup hatt-ı muvâsalayı temîn edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihâk edersiniz veya dalâlete düşer boğulursunuz.
Esaret altındayız: 1919'da bir süreliğine de olsa bağımsız tek bir Müslüman ülke dahi yoktu. Bu ne daha önce ne de daha sonrasında kaydedilmiş bir durumdu.
Eğitimsiziz: İki büyük cihan harbi arasında
hiçbir Müslüman ülkede okuryazarlık oranı yüzde elli seviyesinin üzerine çıkmadı. Bağımsızlığını kazandığında Pakistan'da okuryazar olmayanların oranı yüzde yetmiş beş, Cezayir'de yüzde seksen, Nijerya'da ise yüzde doksandı. (Buna karşın Dreper'e göre X ve XI. asırdaki Müslüman İspanyası'nda okuma yazma bilmeyen yoktu.)
Fakiriz: Kişi başına düşen millî gelir İran'da
220, Türkiye'de 240, Malezya'da 250, Pakistan'da 90, Afganistan'da 85 ve Endonezya'da 70 dolar iken ABD'de bu rakam 3000 dolardır (1966'daki verilere göre). Müslüman ülkelerin çoğunda sanayi
sektörünün millî gelirdeki oranı yüzde on ila
yirmi arasındadır. Gündelik beslenmede alınan kalori miktarı ortalama 2000 iken, Batı Avrupa ülkelerinde bu miktar 3000 ila 3500 arasındadır.
Bölünmüş bir toplumuz : Sefalet ve lüksten
uzak bir toplum düzeni oluşturmaları gereken yerde, Müslüman toplumlar tam tersi bir vaziyet aldı. Kur'an'ın "(...) O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) hâline gelmesin diye," şeklindeki emrine rağmen zenginlik gitgide az sayıdaki insanın ellerinde toplandı. 1958 yılındaki toprak reformu öncesinde Irak'taki 22 milyon dönümlük ekilebilir arazinin 18 milyonu, yani yüzde seksen ikisi büyük toprak sahiplerinin elindeydi. Aynı dönemde 1,4 milyon köylünün ise hiç toprağı yoktu.