Dedim:artık bilgiden yana eksiğim yok;
Şu dünyanın sırrına ermişim az çok.
Derken aklım geldi başıma, bir de baktım:
Ömrüm gelip geçmiş, hiçbir şey bildiğim yok.
Ömer Hayyam
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Geçmişi unut
Koy bir kenara
Yeni bir sayfa aç
Kurtar benliğini dünden
Bugünün çocuğu ol
Bütün bilgeliği ve gülümseyişiyle gençliğin
Şu anı hiç terk etme ne olur
Sonsuza uzanan şu günü, terk etme.
Ona göre hayvanlarla insanlar arasında temel bir tarihsellik farkı vardı.hayvanların tarihselliği yoktu;dün ve bugün arasında bir fark hissetmezlerdi.bu tarihsel bilinç insana özgüydü ve hayvanları kıskanmamız için bir sebepti.insanın geçmişini araştırması acı veren bir deneyimdi.mutlu olabilmenin tek şartı ‘unutmayı’ başarabilmekti.”
Neyi bastırırsan göğsüne, göğsünü soludukça büyüyen odur.
Kısa bir hikaye kitabı gözüken eser aslında felsefe yapmak üzerine eleştirel bir dille yazılmış ikilemler çıkmazı.
Aydın bir kesimden olan İvan fazla düşünmekten kendini bir anda Altıncı Koğuş bulur. Bir zaman herkesin unuttuğu, doktorların bile uğramadığı bir hapishane gibidir. Bir tek demir telleri yoltur bu koğuşun. Gerçi o kadar betimleyecek kadar anlatmamış yazar bu yeri. Neticede 68 sayfadan okulan bu hikayeyi betimlemeler kullanarak harcamamış. Sonra asıl karakterimiz doktor olan Andrey çıkagelir. İvan’la sohbetinden oldukça keyif alsa da onun anlattığı olaylara çok yüzeysel bakar. Ta ki ibre kendisine dönene dek. Yaş ilerledikçe hayattaki anlamsızlığı derinlerinde hisseder. Galiba hayatın bir handikapı burada kendini gösterir. Yaş ilerleyince dünyaya bırakabileceği bir ürünü olmaması düşüncesini şiddetle hisseder. Zaten evli değildir. Bu mesleği de babasının zoru ile seçmiştir. Yazarın anlatımlarından yola çıkarak bu mesleği de önemseyerek yapmadığı sonucuna varırsınız. Kim bilir belki de yazarımız o zamanın Rusya’sını bu kitap yoluyla eleştiriyordur.
İvan ile Andrey’in yolları aynı koğuşta kader arkadaşlığı yapmaya kadar varır. Burada bir eleştirim yazarın ya ilk sayfalarda bu olayı ele alıp daha çok bu ikilinin konuşmalarını okuyucuyla buluşturmasından yana olsaydı keşke dediğim yer. Kitabı yarılayana kadar olay örgüsünün içine dahil olamadığımı hissettim. Ne zaman bu hisse kapıldım bu sefer de kitap bitti. Anton ÇehovAltıncı Koğuş
Öyle bir kitap olsun ki sıkılmadan bir kahve demleyip o kahveyi içene kadar bir oturuşta bitireyim diye düşündüğünüz bir kitapla karşınızdayız.
Jack London’dan okuduğum ikinci eser. Bir romandan ziyade bir hikaye. Tıpkı bundan 5 sene öncesinde Dünya’da baş göstermiş malum salgın gibi bir salgın karşılıyor bizleri. Şehrin tamamını yıkıp geçiren bu hastalıktan sağ kalmayı başarabilen insanlar medeniyeti tekrar canlandırmaya çalışıyorlar. Tabi ki bazıları bunu işlevsel olmayan yollarla gerçekleştirirken yazar kimi zaman güç kimin eline geçerse kendi emelleri ve bastırılmış duygularıno nasıl gün yüzüne çıkardığına değiniyor.
Dediğim gibi yazarın dili oldukça sade ve olay örgüsüyle sizi içerisine çekiyor. Keyifli okumalar. Kızıl VebaJack London