Matt Haig’in Gece Yarısı Kütüphanesi, hayatın “keşke”leriyle, pişmanlıklarıyla ve alternatif olasılıklarıyla dolu bir yolculuk romanı. Ana karakter Nora, yaşamla ölüm arasında sıkışmış bir noktada, her biri farklı bir yaşam olasılığını barındıran gizemli bir kütüphaneye giriyor. Kitap, “başka türlü yaşasaydım nasıl olurdu?” sorusunu felsefi ama sade bir dille sorguluyor. Her kitap, onun başka bir hayattaki halini temsil ediyor.
Kitabı okurken kendimi Nora'nın sorgulamalarıyla çok bağdaştırdım. Hepimizin zaman zaman düşündüğü o "farklı bir yol seçseydim ne olurdu?" sorusu, burada sayfa sayfa can buluyor. Bazı bölümlerde umutlandım, bazı yerlerde içim burkuldu. Ama en çok da şu duyguyu hissettim: yaşadığımız hayat, eksikleriyle, hatalarıyla ve bütün hayal kırıklıklarıyla yine de bizim hayatımız. Kitap bana yumuşak ama etkili bir tokat gibi geldi. Özellikle ruhsal olarak yorgun ya da kendini kaybolmuş hissedenler için iyileştirici bir etkisi var.
Gece Yarısı Kütüphanesi, karanlığın içinden umutla çıkan, küçük ama çok anlamlı bir roman. Basit ama derin. Ve sonunda kendinle barışmaya çağırıyor seni, en içten haliyle.
Bazen düşünüyorum, ne garip mahluklarız?
Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikayet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?
Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Türk edebiyatında eşi benzeri zor bulunan, hicivle derin düşünceyi harmanlayan bir başyapıt. Tanpınar, Doğu-Batı çatışmasını, bireyin toplum içindeki sıkışmışlığını ve modernleşmenin absürtlüğünü Hayri İrdal’ın anlatımıyla sorguluyor. Gerçek ile hayal, ciddi ile alaycı sürekli iç içe geçiyor. Saat metaforu üzerinden hem zamanla hem de toplumla uyumsuzluk anlatılıyor.
Kitabı okurken sık sık gülümsedim ama bu gülümsemelerin altında hep ince bir hüzün vardı. Hayri İrdal’ın pasifliği, çevresindeki insanların abartılı tuhaflıkları ve bir yandan ciddiyetle kurulan ama aslında tamamen absürt olan “enstitü”, bana hem komik hem de boğucu geldi. Birçok yerde "bu aslında bizim toplumumuzun ta kendisi" dedim. Bazı cümleleri tekrar tekrar okudum çünkü sade görünen her ifadenin altında başka bir anlam yatıyordu.
Zaman zaman çok yoğun hissettirdi; hem düşünsel hem duygusal olarak yorucuydu ama buna değdi. Özellikle toplumun kendine dayattığı rollere karşı Hayri’nin duruşsuzluğu beni düşündürdü. Ne tam bir başkaldırı ne de tam bir teslimiyet... Bu arada kalakalmak, bana çok tanıdık geldi.
Saatleri Ayarlama Enstitüsü, sadece bir roman değil; zamana, topluma, bireye, düzene karşı yazılmış derin bir ironi. Bitirdiğimde kendimi boşlukta değil, düşündürülmüş hissettim. Tanpınar, büyük bir ustalıkla hem zamanın hem insanın içini kazımış.