Mermaid

9/10
·172 syf.··
2026 31. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 22:17
Medyadaki güncel olayları takip edenlerin bu kitabı ütopik bir eser olarak ele alması halinde kederlenmeleri içten değil. Şiddetin, tecavüzün uyuşturucunun ve akla gelebilecek çeşitli diğer suçların rahatlıkla işlenebildiği ortamda otorite boşluğu kanunların gerektiği şekilde uygulanamamasından kaynaklanıyor. faillere gerçekleştirdikleri suç fillerine karşılık uygulanan yaptırım onları caydırma ve korkutmadan ziyade daha da yüreklenmelerine yol açıyor. Suç öylesine motifsiz işleniyor ki okurken tahammül sınırlarımızın zorlandığını hissediyorsunuz. Bu şekilde yazar suçların, işleyen taraf için nasıl olağan hale getirildiğini göstermiş oluyor. Kötülük; kanunda suç olarak tanımlayamayacak kadar bireysel haksızlıkları temsil ettiğinden sistemin el verdiği müddetçe şekil değiştirerek toplumda üremeye ve ölümlere yol açmaya devam edecek. Ölümleri kafamızda etik algılara göre sınıflandırıyor, sıradan sonları romantize ediyor olabiliriz, bizden istenen yaşarken de bu kaygıyı geride bırakmamızdır. Alex ve çetesini tanrının bile affetmekte zorlanmadığı küçük suçlara özenti duyan on beşli yaş grubundaki çocuklar olarak tanımlayabilmek için otomatik portakal yazarı olmak gerek. Kitabı okurken hafızamda bazı anılar döndü dolaştı, akşam dışarı çıkma alışkanlığından vazgeçtiğimi hatırladım. Ve Alexin çetesiyle karşılaştığımda kütüphaneci, yaşlı kadınlar ve yazarın hissettiği şeylere aslında yabancılık duymadığımın farkına vardım. Pek çoğumuz artık bu duygulara yabancı değil. Okurken Alex olan tanışma anınızı hatırlayıp romantik fikirlere kapılabilirsiniz. Günümüzde gece dışarıda yürüme cesaretliliğini gösterebilmek için bu tür bir distopyanın içinde yaşamak gerekli. Hükümetlerin, zarar kendilerine farklı açılardan yaklaşarak yalnız topluma işlediği sürece
Edebiyat
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113,2bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
9/10
·112 syf.··
2026 30. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 18:43
Modern hümanizmin doğuşunu müjdeleyen Nietzsche Tanrının öldüğünü söylemişti. Gray, ona katılsa da bunu kutlamadı çünkü eski Tanrı yeni tanrımızın doğacağı medeniyetin üzerine, silikon vadisine defnedilmişti. İnsanoğlu evrimin son kuşak tamamlayıcısının kendinin mekanik üst modeli olacağını öngöremedi. Bilgi çağı nihilist nesiller yetiştirdi. Gray, kuklayı tanımlarken yer çekimine meydan okumadan karşı durabilen kişi olarak kendini gerçekleştirme gayesi gütmeyen bir maketten söz ediyor. O, modern yaşama ayak uydurma çabasıyla git gide mekanikleşen insan hayatından ve olgunluk taşımayan siyasi figüranların kitlelerin özgürlüğünde ne denli önem taşıdığını açın sözlülükle anlaşılır bir dille anlatıyor. Açıkçası benim için son zamanlarda türünün içinde keyif alarak okuduğum bir kitap oldu. Gray, hümanizme tamamen karşı olmamakla birlikte insanoğlunun kendi sonunu değil fakat yaşaması için gerekli olan sonu gerçekleşmeye yaklaştığı konusunda uyarıda bulunuyor. Yaşamak için ordular kurarak asker yetiştirmek yerine atom bombaları ile hem halk hem de askerler zarar görmeden savaş kazanabilir. Hümanizm kişilere takılmadan gerçekleşen yeni ölüm yolları keşfetmemizde bize yardımcı olur. Ölürüz ve öldürürüz çünkü biz tanrının evlatları olarak nedenlerimiz de kutsanmıştır. İnsanın anlam arayışı kendinden daha yüksek gördüğü irade serbestisine sahip yeni bir tanrı yaratmanın yollarını aramalarına neden oldu. Gray’e göre onların da bir kuklaya ihtiyacı vardı ve sınırsız bilinçle kodladıkları makinelerin veri işleme hızı ile talebe yönelik gerçekleştirdiği analiz yetenekleri insanoğlunu bu kuklaya bağımlı hale getirterek kendi kültürüne alıştırdı. Artık insanoğlu da mekanik düşünce biçimiyle düşünce üretme deneyimini tadıyor. Dahası hümanizm ile yaratım
Kuklanın RuhuJohn Gray · Yapı Kredi Yayınları · 2017214 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 29. kitabı
Ordunun içinde beyaz zırhı ile yüreklilik timsali tinsiz bir şövalye dikiliyor. Yürekli ve bilinçli, onun zırhından gerisi yok. Sırtına yapışan zırhı hissetmiyor çünkü bir sırtı yok. Üst insan modeli fakat onun varlık formuna bir isim koyulamadı. hiçlikten doğan ve kendi kendine aşkınlık kazanan bir boşluk. Şövalyemiz o boşluktan ibaret özünü oluşturacak varlığa ihtiyaç duymayan saf bir bilinç. Ve nihayet zırhından sıyrıldığında geriye kalan boşluk havaya karışıyor ciğerleri dolduruyor besili hayvanların memelerinden süt olarak akıyor.. Kitabın içerisinde varlıksal özellikleri kesintili halde bulunan karakter yalnızca o değil. Gurdulu, üst formuna onu eriştirecek bilinçten yoksun kendini o boşluk ile doldurmayı bir türlü başaramayan biri, hikayenin ana kahramanı Agilulfo olmasına karşın hepsi bir varlığın tanım kazanması için gerekli olan etkenlere sahip ancak ayrı ayrı kesintileri ve fazlalıklarıyla oluşumlarını tam anlamıyla normalleştiremiyorlar. Hepsi savaştan çıkmıştır ve önlerindeki cansız demirden yığınlar ile bir şekilde haşır neşir olurlar. Agilulfo bir ölüyü sürüklerken şöyle düşünüyordu: “Ey ölü, sen benim asla sahip olmadığım ve olamayacağım şeye sahipsin. İşte bu bedene. Aslında sahip değilsin: sen bu bedensin, yani efkarlandığım zamanlar varolan insanlarda imrendiğimi fark ettiğim şeysin…” benliğini bilinçten sıyırarak salt beden olarak tanımlamak ne kadar işlevsiz görünüyorsa saltık bilinç sahibi bir boşluk olarak tanımlanmak da o kadar eksik kalır. Gurdulu bir ölüyü sürüklerken şöyle düşünüyordu: “Ey ölü… bilmem neden herkes sana acıyıp duruyor? Hareket ediyordun, şimdi hareketin besleyeceğin kurtlara geçecek. Saçların, tırnakların uzuyordu: şimdi saçacağın sıvılarla çayırın otları güneşin altında dah çok uzayacak. Ot olacaksın, sonra
Varolmayan ŞövalyeItalo Calvino · Yapı Kredi Yayınları · 2009357 okunma
8/10
·624 syf.··
2026 25. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2026 21:49
Başkarakterimiz, İspanyanın cumhuriyetçileri ile milliyetçileri arasında gerçekleşen iç savaşta kendisine verilen görevi yerine getirmek amacıyla cumhuriyet yanlısı gerilla çetelerinin yanına katılan bir ıngles. O, dağlarda geçirdiği dört gün boyunca yaşadıklarından ve yaşayamadıklarından edindiği deneyimler ile idealleri uğruna ölmenin onurlu bir davranış olduğunu defalarca kendine yineler. Onu dinlerken yaşamı gözümüzde büyütmeden edemeyiz. Hemingway’in o kendine has stilini seviyorum. O farklı dünyalar yaratmaktan bağışık kendine has dünyasında farklı hikayeler çıkartabiliyor. O benim dilimden anlıyor. Onu okumak benim için bu yüzden zevkli. Savaşta eksikliği halinde başarısızlığın kaçınılmaz olduğu tek şey cesaret olsa gerek. Yüreğine çöreklenen korku dumanının aklı kör etmesine rağmen nereden geldiği bilinmeyen fakat vücudu derinden titreterek devam etme gücü veren cesaret. Kesinlikle nereden geldiği bilinmez. Bunu, karakterlerin hepsini tanıdıkça daha iyi kavrıyoruz. Savaş ise kabul edilir şey değil. Fakat onurlu yaşamak için savaşmak gerek. Yaşamın tek başına onurlandırılamayacağı anlar vardır. İşte bu yüzden aynı Meryem’den yardım dilenirken silahlar ateşlenir. Tanrı kardeşler arasına kalmıştır. Savaşta öldürmenin zorlukları da olmuştur. Yazar, savaşın yalnızca ölümlerden arta kalan bir sessizlik olmadığının farkında. Savaşırken yas tutamamanın, sürekli tetikte olmanın ve öleceğini bile bile savaşma yürekliliğinin kişiye yüklemiş olduğu ruh hali savaşın en görünmez fakat kalıcı ve gerçek olan yanı. Karakterimiz ise tüm bunlardan bağışık değil. O, dünyadaki varlığını inkar ettiği aşkı savaş meydanında bulabilmiş biri. Savaşta böyle şeyler olur diyerek ölmeye ve savaşmaya devam etmek şüphesiz ölümü daha öncesinde tatmış
Çanlar Kimin İçin ÇalıyorErnest Hemingway · Bilgi Yayınevi · 202514,6bin okunma
Puan vermedi·238 syf.··
2026 24. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 19:49
Olay örgüsü; Birbirinin devamı niteliğindeki öykülerle sağlanan kitap, okuyucuyu sonu, başından tasarlanmış bir kader sarmalının içine çekiyor. Birden fazla karakterin yaşantısına değinen yazar dünyanın saydamlığını ve gerçekdışılığını gerçekdışı tuttuğu karakteri ile yansıtıyor. Düşlere dokunmak mümkün olsaydı elbette karanlığa ihtiyacımız olmayacaktı fakat esas gerçeğin zihinde olduğu ve aklın sorgulamalarıyla bu esasa ulaştığını iddia ediyor. Başladığım kitaba son sayfalarına yaklaşırken aynı gözle bakamadım. Bu farkını açıklayamadığım değişim bana şunları gösteriyor: En kıymetli varlık olan bilgi, kişiye doğurganlığı zihne mahsus olan tanrısal bir yaratım bahşedebiliyor, tamamlıyor ve kabul yoluyla can verebiliyor. Zihnin üzerine düşünüp kabul yoluyla gerçekleştirdiği düşler Bahsi geçen o karanlığın nüfuzlandığı alem.
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,8bin okunma