Servet AŞCIOĞLU

Servet AŞCIOĞLU
@SASCIOGLU
Lütfen unvan,aidiyet ve cinsiyetinizi girişte bırakınız.
ARI ve SİNEK Arıları ve sinekleri ağzı açık bir şişeye koymuşlar. Şişenin taban tarafını ışığa doğru, açık olan ağız kısmını da karanlığa doğru yerleştirmişler. Arıların hepsi ışık olan tarafa doğru ilerlemiş. Ama şişenin tabanı kapalı olduğundan dışarı çıkmayı başaramamışlar. Bu arada sinekler,şişenin ağzına doğru doluşmuş ve dışarı çıkıp karanlıkta kaybolmuşlar. Karanlık tarafta bulunan şişenin açık ağzına doğru tek bir arı bile gitmemiş! Camın önünde ışığa doğru çabalamaya devam etmişler. İnsanın aklına arıların akılsızca davrandıkları geliyor. Ancak daha derinlemesine düşününce; Karşımıza anıt gibi dikilen bir yaşam tarzı ortaya çıkıyor.. A. Einstein e göre arılar olmazsa, insan yaşamı 4 yıl sonra son bulur.. Arılar nerede, hangi çiçek ile besleneceğini bilen, yüzlerce kovan arasında kendi kovanını bulabilen, ve o kovanın yüzlerce peteği arasından kendininkine yumurtlamayı hiç şaşırmadan uygulayabilen bir canlıdır... Ve bu olağanüstü canlı nasıl olur da şişenin ağzını bulup çıkamaz değil mi? Kuşkusuz Işığa doğru yürüyenlerin önünde her zaman engeller olacaktır.. Onlar, engellere rağmen ışıktan vazgeçmeyeceklerdir...
Deneme
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Efsane Wimbledon'un ilk zenci Şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden kaptığı AIDS'den ölüm döşeğindeydi.. Hayranlarından biri sordu.. "Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?" Arthur Ashe cevap verdi.. "Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir, 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50'si Wimbledon'a kadar gelir, 4'ü yarı finale, 2'si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı'ya 'Neden ben?' diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, Tanrı'ya nasıl 'Niye ben derim?.'' Mutluluk insanı tatlı yapar. Başarı ışıltılı.. Zorluklar güçlü.. Hüzün insanı insan yapar, yenilgi mütevazı.. Tanrı'ya asla 'Neden ben' diye sormayın. Ne olacaksa olur.
İnsan ve Duygular
DUÂNIN GÜCÜ Pakistanlı Dr. İşân Hüseyni yaptığı büyük hizmetlerden dolayı ödül almak için uluslararası bir konferansa gitmek için uçağa biner; ancak havada yıldırım çarpması sonucu uçak en yakın havaalanına inmek zorunda kalır. Bir sonraki uçak 16 saat sonra kalkacaktır. Bu duruma sinirlenen Dr. İşân görevlilere; “O toplantıya muhakkak yetişmem lazım. 16 saat bekleyemem” diye bağırır. Görevliler gideceği şehrin 6 saat uzaklıkta olduğunu ve isterse araba kiralayarak gidebileceğini söylerler. Dr. İşân, acele yola çıkar ama aksilik bu sefer de onu yolda bulur; yolda şiddetli yağmurdan göz gözü görmez ve selden dolayı araç gidemez. Yol kenarında eski bir evin kapısını çalıp hızla içeri girer. Yaşlı bir kadın içeride oturuyordur. Süratle ona “Telefonu verir misin? Telefon etmem lazım!” dediğinde kadın tebessüm ederek: “Görmüyor musun evladım ne telefonu. Burada ne telefon, ne de elektrik var. Geç az dinlen, yemek ye, çay iç, sonra düşünürsün bu işleri” der. Dr. İşân çaresizlik içinde bir sobanın yanına ilişerek ısınmaya çalışır. Bu arada yaşlı kadının kendisine getirdiği yemeği yedikten sonra, çayını yudumlarken yaşlı kadının namaz kılıp uzun uzun dualar ettiğini görür. Namazı biten yaşlı kadına dikkatle baktığında, kadının bir beşiği salladığını ve beşikte çok küçük bir bebeğin hareketsiz durduğunu görür. “Kimin bu bebek anacığım? Hayırdır bu kadar uzun ağlayarak dua ettin?” diye yaşlı kadına sorar. Yaşlı kadın: “Hem annesi hem de babasından yetim olan torunumdur. Ağır hastalığı var. Bölgedeki hiçbir doktor çaresini bulamadı. İşân Hüseyni adlı bir doktor var. Çaresi ondadır dediler. Ancak çok uzakta olduğundan birkaç gündür Allah’a dua ediyorum ki, Allah bu bebeğin işini kolaylaştırsın ve hayırlı bir kapı açsın.” Doktor Hüseyni ağlayarak: “Kalk anacığım. Allah senin duanı
Din
KİM… Sayılı günler hızla akıp gidiyor... Bir Ramazan'ın daha sonuna geldik... Hasenat hanemize bir şeyler taşıma telaşı içerisinde koşuştururken günler nasıl geçti, insan farkında olamıyor. Bu Ramazan'ı benim için farklı kılan katıldığım bir iftar programı var, paylaşmadan geçemeyeceğim... Süleymaniye Camisinin bahçesinde, çimler üzerinde, oldukça sade bir yer sofrasında, turistlerle birlikte yaptığımız unutulmaz iftar... Mütevazi, bir o kadar da muhteşem bir tablo... ‘KİM Vakfı’nın misafiriyiz... Peki,‘KİM’ kimdir? Süleymaniye’den dünyaya açılan bir gönül penceresi... Kültürler Arası İletişim Merkezi Vakfı... Bir gönüllü genç davet hareketi... Süleymaniye Camisine gelen gayrimüslim turistlere hem camiyi tanıtıyor, hem de İslamı anlatıyorlar... Kadro, üniversiteli gençlerden oluşuyor. Filoloji okuyan İslami bilince sahip gençlerimiz… Bildikleri dilden yabancılarla iletişim kuruyor, davetlerini gerçekleştiriyorlar... İftara katıldığımız gün, o gün kelime-i şehadet getirip hidayete eren 17 kardeşle birlikteyiz... İslam'da ilk günleri... Biz yer sofrasında açlığımızı gidermeye çalışırken onlar gök sofrasından nasiplenmek ve ruhlarının açlığını gidermek için beklemedeler... Pırıl pırıl yüzler, ışıl ışıl gözlerin bu muhteşem güzelliğini hangi kelimelerle ifade edebilirim ki? Bir iftardan çok fazlası… Vakıf başkanı Mustafa Karaca kardeşim bugünkü sayı ile Ramazan sürecince hidayet bulanların sayısı 70’e ulaştı diyor… Ve ekliyor sayı önemli değil, istatistik tutmuyoruz… Bir kişinin hidayetine vesile olmak, dünyalara bedel bir kazanım… Bunun bilincinde… Ekibi ile kendini bu ulvi gayeye adamış bir yürek… En büyük sermayeleri hasbilik… Özveri ve içtenlik… İslamafobiye karşı anlamlı bir duruşları var… Samimi ve sıcak yaklaşımları ile önyargıları aşabiliyor, yüreklere
Din
İNSAN BİRİKTİRMEK Hz Ömer (ra) bir gün dostları ile otururken; “Allah’ın kabul edeceği tek bir dileğiniz olsa ne isterdiniz?” diye sormuştu. Oradakilerden biri: “Ben şu oda dolusu gümüşüm olsun da onu Allah yakında harcamak isterim.” dedi. Bir başkası: “Bu oda dolusu mücevherim olsa da Allah yolunda harcasam, isterim.” Herkes dilediğini söyledikten sonra oradakiler: “Ya Ömer peki sen ne isterdin?” diye sordular: Hz. Ömer (ra): “Ben de Ebu Ubeyde bin Cerrah, Muaz bin Cebel ve Huzeyfe bin Yeman gibi bir oda dolusu adam isterim ki onları Allah yolunda görevlendireyim.” diyerek herkesi duygulandıran ve düşündüren dileğini dillendirdi… Hz. Ömer’in (ra) bu mesajı aslında en temel ihtiyacımıza işaret ediyor: İnsan biriktirmek… Bir insanın kendine yapabileceği en güzel yatırım, insan biriktirmektir… Hayatımızda biriktirdiğimiz insanlarla cesaret buluruz, kendimizi güvende hissederiz… Yorgunluğumuzu atarız… İnsan biriktirelim ki, derdimiz hafiflesin, davamız yürüsün, yükümüz paylaşılsın… En büyük yatırım… En güzel güvence… En akıllı girişim: İnsan biriktirmek… Bizi zor günde satmayacak, harcamayacak, her koşulda yanımızda duracak, gerektiğinde acı gerçeği yüzümüze karşı söylemekten çekinmeyecek yürekli insanlara ihtiyacımız var… Evet, bize umut, ufuk, yurt olacak kendileri ile huzur bulacağımız, teselli olacağımız insan lazım… Zamanın silemeyeceği, yılların eskitemeyeceği, olayların unutturamayacağı yoldaş, sırdaş, kardaş lazım… Yalnızlığımızı onlarla atacağımız… Başımızı omuzuna yaslayacağımız… Birlikte ağlayabileceğimiz, ıslanabileceğimiz,
İnsan ve Duygular