Biz haksızız, çünkü inandığımız değerlere sadakatimizi yitirdik. Sadakatimiz yalnızca sözcüklere; çünkü onların bir gerçekliği yok. Onlar yaşadığımız dünyada sahici bir şeylere tekabül etmiyor. Bizi daha iyi, daha öfkeli, daha inanmış, daha bilgili gösteriyor sözcükler; ama onlara inanmıyoruz, çünkü hayat artık sözcüklerlede açıklanamıyor. Gerçi pek çok kimsenin de bir açıklama, sürüp giden şeylere bir anlam bulma gayreti yok. Yok, çünkü ortalıkta inanabileceğimiz bir gerçeklik gözükmüyor. Her şeyin anlam ifade ettiği bir dünyada her şey ne kadar da anlamsız. Ayrıntıların şeytanı, imge bombardımanıyla yolcuya şaşırtmaca veriyor. Ama hayat artık imgelerle açıklanamayacak kadar da çetrefilli.
Hepimiz kendimize taraf olan varlıklarız; kendimizi olduğumuzdan daha akıllı, daha yakışıklı zannediyoruz. Benliğimizle ilgili algılarımız pozitif. Pozitif yanılsama ... Birbirleri hakkında konuşan insanlara bakın; olumsuz bir eylemde bulunuyor aslında ama ötekinden daha iyi ve daha az kusurlu olduğu düşüncesiyle de kendini rahatlatıyor. Hayata daha sıkı tutunmamızı bu yanılsamalar sağlıyor. Bu yanılsamalara kanar, kendimizi dev aynasında gösteren aynalara bakarsak hep, kusurlarımızla yüz leşme ve onları giderme imkanından mahrum kalırız. O yüzden büyük insanlar, büyüklük taslamayan insanlardır.