Ateşin bekçileri olan kadınlar, Ocak ateşini nasıl kullanacaklarını ilk öğrenenler oldular. Bu yüzden aileleri ve kabileleri bir arada tutan onlardır, çünkü nerede bir kadın ateşle ilgileniyorsa, orada her şeyin kalbi atar.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Mustafa Kemal, "Gidiyoruz!" dediği zaman Şevket ve atına binmek üzere olan Ragıp yerdeki çorba izlerine bakıyorlardı. Ne yazık ki biraz sonra güneş, o izleri kurutacak, yok edecekti.
Gönül ne kadar isterdi ki, yerdeki lekeler hiç
kaybolmasa da ilerde buradan geçecek olanlara birisi kan lekeleriyle karışmış çorbaları göstererek, "Burada savaşın içinde savaştan öte bir ömür gizlidir! O
ömre değer verin!" diyebilseydi.
Savaşın hiç böylesini görmemişti, gerçek savaş buydu demek. Durmadan ölmek, durmadan öldürmek. Halbuki insanlar, başkalarının topraklarına göz dikmeseler, başkalarının hayatına karışmasalar, o başkaları da birbirini yemese, kişi ne kadar mutlu olurdu. Belki de anlık çıkarlar unutulur, gelecek önem kazanırdı. Severdi kişiler birbirlerini, yardım elini uzatırlardı.Hep birden seslenirlerdi, «Ben!» demezlerdi de
«Biz!» derlerdi. «Biz, geçmişimizle övünürüz, biz geçmişimizle biziz, geçmişimize sırt çevirmeyiz. Bizi karanlıklara sürükleyenlere lanet olsun. Bundan sonra
geleceği kuracağız. Kaf dağının arkasında değil o gelecek, şurada, önümüzde. Yeter ki iste, yeter ki eliniuzat. Içini yıka ve beraber ol!...»