Dua ediyor, Tanrı'dan kendisine yardım etmesini,içine girmesini ve onu arındırmasını istiyordu,oysa istediği şey çoktan olmuştu. İçinde yaşamakta olan Tanrı,bilincinde uyanmıştı.Kendisini Tanrı gibi hissetti,bu yüzden de sadece yaşamın özgürlüğünü,canlılığını ve sevincini duymakla kalmadı,iyiliğin gücünü de hissetti.Bir insanın yapabileceği en iyi şeyleri kendisinin de yapabileceğini hissediyordu artık.
Düşünce dünyasında alışılmış bir olay meydana geliyordu:sevdiğin bir insanın uzun zamandır görmediğin yüzü,ilk önce geçen zaman içinde meydana gelmiş dış değişikliklerle seni etkiledikten sonra yavaş yavaş yıllar önceki halini alır,bütün değişiklikler silinip gider ve karşına yalnızca olağanüstü,benzersiz bir ruhsal kişiliğin en önemli ifadesi çıkar.
Bütün insanlarda olduğu gibi,Nehlüdov'un içinde de iki insan vardı.Biri,başkalarına da yarar getirecek iyilikler peşindeki ruhsal insan,diğeri yalnız kendisi için iyilik arayan ve bu iyilik için dünyanın bütün iyiliklerini gözden çıkarmaya hazır tensel insan.
Bu korkunç değişikliğin tek nedeni,kendine inanmayı bırakıp başkalarına inanmaya başlamasıydı. Kendine inanmaktan vazgeçmiş,başkalarına inanmaya başlamıştı,çünkü kendine inanarak yaşamak çok zordu: kendine inandığında sorunlarını kolay sevinçler arayan hayvansal "ben" in yararına değil,neredeyse her zaman bu hayvansal "ben"e karşı koyarak çözümlemesi gerekiyordu; oysa başkalarına inandığında ortada çözümlenecek bir sorun kalmıyordu.her şey zaten çoktan çözümlenmişti,hem de ruhsal "ben"e karşı,hayvansal "ben"in yarına çözümlenmişti. Ayrıca kendine inandığı sürece hep insanlar tarafından ayıplanmışken,başkalarına inandığında çevresindeki insanların övgülerini kazanıyordu.