Mehmet ŞirinBaba

Mehmet ŞirinBaba
@SIRINBABA01
İstanbul Üniversitesi - Felsefe
12 okur puanı
Nisan 2023 tarihinde katıldı
"Nesneyle duyum yoluyla ilişki kuran sezgiye ampirik denir. Deneyimsel(ampirik) bir sezginin belirsiz nesnesine görüngü-fenomen denir." [Immanuel KANT- Saf Aklın Eleştirisi]
Felsefe
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Rakı-Balık- ya da Miş- Muş
Kıymetli hocamız Doğan Cüceloğlu'nun "mış gibi yaşamlar "kitabını okurken ne çok mış gibi yaptığımız şeylerin olduğunu hüzünle öğrendim. Bu kısacık yazı(not) o kitaptan esinlenerek yazılmıştır. En son söyleyeceğimi başta söyleceğim Türkiye'de emperyalizmle mücade edebilen 'sol' yok mış gibi sol bizim sol. Kısaca sol-culuk var ve bu sol-culuk herkese,herşeye salt 'özgürlüğe' indirgeniyor böylece bir "bırakalım yapsınlar bırakalım geçsinler "sol-culuğu ortaya çıkıyor. Her ülkenin iç dinamikleri,bagımsızlık mücadelesi farklı olmuştur. (Türkiye,Küba,Sscb,Çin,Vietnam) Dikkatli ve yakından bakarsanız tüm bu mücadeleler özünde Emperyalizmle mücadele tarihidir. Emperyalizmle mücadele etmeyen,emperyalizmin dayatmalarına çanak tutan sol olmaz sol-muş[sol-culuk-muş] gibi olur. Kapitalizmin ve emperyalizmin sol-culuğu(şimdilerde bazıları bu duruma Cihangir solculuğu diyor) bölünme,parçalanma getirir. Son tahlilde Emperyalizmin sol-culuğuna "aparat" görevi verilmiştir. Sol öncelikle emperyalizmle mücadele etmeyi gerektirir, ayakları kendi topraklarına basmayan sol,sol-culuk-muştan [sol-culuk oyunundan] öteye gidemeyecektir. Bıyık ve kıyafetler üzerinden yapılan güzellemeler "çocukluk hastalığıdır".
Düşünce
Maskelerin gücü adına...
Sizi kendisine rakip görenler dertlerini anlatmazlar ama yaşadıkları sahte mutlulukları gözünüzün içine sokmak için ölesiye çaba sarf ederler!! Hayaletlerin arkasına saklananlar, görünmez olduklarını zannederler!!
Hayat ve İnsan
"DON'T LOOK UP" filmi Eric Fromm ve Doğa üzerine karalamalarım.
Film eleştirmeni değilim teknik olarak eleştirecek bilgi birikimim yok. Yazdıklarımın tümü eleştiriye ve tartışmaya açıktır. Lütfen eleştirelim ve tartışalım. Filmde gözlemlediklerimi ve çıkarımlarımı örnekleyerek kabaca yorumlamaya çalışayım. Son yıllarda izlediğim en anlamlı film diyebilirim.İyi veya kötü demiyorum anlamlı diyorum. Çünkü iyi ve kötü; tarafı olduğumuz yerden bakmayla alakalı hale getirildi.! Bu durumu film net bir şekilde göstermeye çalışıyor. Gerçeklerin üzerini örtmek,duymak istememek kimseye bir şey kazandırmaz doğruyu bulmak için çabalamamız gerekiyor. Sarkastik tavırlar, küçümseme küfür ve ben her şeyi biliyorum benim bildiklerim bana yetiyor bana masal anlatma tavırları bizleri her alanda çıkmaza götürüyor. Sorgulayan,mücadele eden,anlamaya,öğrenmeye çalışanlar deli muamelesi görüyor komik değil mi? Filmin üzerinde durduğu konulardan biride insanların nesnelere değil nesnelerin İnsanlara sahip olması sorunsalıdır. Bu trajikomik durumla ilgili 20 yüzyılın ünlü sosyolog ve psikanalistlerinden Erich From 20. yüzyılda "insan öldü yaşasın nesne" diyerek İnsanların nesneyi tanrısallaştırdığını iddia etmiştir. Ve bu nesne tapıcılara nekrofili adını vermiştir. Erich Fromm insanların nesneyi tanrısallaştırırken kendine ve doğaya yabancılaştıklarını açıklamaya çalışıyor. Kendisini nesnelerle ifade eden bu kalabalık yığınlar gerçeklerle dalga geçerek, doğruları görmezden gelecek kadar Kapitalizm/teknolojizim uyuşturucusu ile bağımlı hale gelmiş, uyuşturulmuş özgürlükler yaşıyor. Uyuşturulmuş özgürler topluluğu miskin, içine kapanık,içi boş özgüveni,kibri benmerkezciliği ve bireyselliği farkında olmadan yüceltiyor. Teknolojizm sanal dünyada mutluluk pompalıyor ikincil hayatlar ortamlar yaratarak iletişim bağlarını koparıyor, sahte gülücük
Duygu ve Düşünce
Düşünmeyi öğrenebilmeyi öğrenmek!!
Kadın cinayetleri Hayvanlara yapılan işkenceler Doğa katliamları İdeolojik baskılar(parti ayırmaksızın) Liyakatsizlikler(her alanda) ŞİDDET!! Ve empati eksikliğinin yarattığı ben merkezci insan formu Bunların tamamı yanlış yerden sadece suç ve ceza üzerinden tartışılıyor!! Oysa yukarıda saydıklarımın hepsi sonuçtur!! Burada daha çok kişisel Psikolojik rahatsızlıklardan değil,toplumsal,kültürel davranışlardan,rahatsızlıklardan söz etmeye çalışıyorum. İnsanın içindeki öfke,kin,hınç,kıskançlık,çıkarcılık serbest bırakıldığında yani eğitimle,kültürle bu gibi duygular-davranışlar iyi anlamda geliştirilmedikçe bu duygu ve davranışlar toplumsal olarak saldırganlığı tetikliyor!! Eğitim sisteminin önceliği insanları makinalaştırmak yerine (sadece kazanmak,kazanç üzerine) daha çok insancıllaştırmak için çaba sarf etmesi olmalıdır!! Eğitim düşünmeyi öğrenmeyi öğretmeli.Düşünmeyi öğretmek yerine kazancı,kazanmayı önceliğine alan eğitim sistemi çıkarcı,hırslı,öfkeli,birbirinin üzerine basarak ezip geçmeyi,etiket kazanmayı doğal karşılıyor,böylece sağlıksız bireyler sağlıksız toplum meydana geliyor! Kısaca şunu demek istiyorum sonuç odaklı bakıştan doğru çıkış yolu bulmak pek mümkün görünmüyor. Eğitim sistemi insanı makinalaştırdığı ve geliştirmediği sürece ne yazık ki bu pespayelik sürecek. Model olması için birçok ülkeden eğitim sistemini incelemek,ders saatlerine bakmak ve bu sistemlerden kendimize uygun bir sistem meydana getirerek nasıl daha iyi insan olmaya yakınlaşabilirizin (çıkarsız,hırsları aklının önüne geçmeyen,ben merkezci olmayan,empati kurmaya çabalayan) cevabını aramak zorundayız!! Ancak Sonuçlara değil sebeplere eğilirsek birşeyleri değiştirebiliriz. Tekrar eden sonuç-lar döngüsü ve sonuçlar tartışmalarından kurtulmak için bütün sebepler araştırılıp
Duygu ve Düşünce