Ömrüm bir oduna benziyor, ocaktan düşen bir oduna: Öteki odunların ateşinde kavrulmuş, kömürleşmiş ama ne yanmış, ne olduğu gibi kalmış bir oduna benziyor. Fakat diğerlerinin dumanından, soluğundan boğulmuş.
İnsanların çoğu satranç tahtasındaki piyonlardan ibaret. Bilinmeyen bir el, onları yönetiyor. Daha büyük bir hedef için kurban edilmek üzere yaşıyorlar.
İstanbul işini yoluna koyanı güldürüyormuş; kahvedekilerin işi yolunda anlaşılan, vara-yoğa gülüyorlar.
Bir de televizyon çıkmış.İnsanlar birbiriyle değil topluca alete dönüp onunla konuşuyor sanki. O ne derse mevzu o oluyor.