Komşu kadın, hiç kapanmayan bir gözdür. Pencere önlerinden, dantel tüllerin ardından, balkon kenarlarından, duvar diplerinden, gözetleme deliklerinden ve bir de pişirip dağıttığı aşurelerin içinden bakar.
Sessizliğin altın kadar kıymetli olduğu mahallelerden birinde, bütün gün pencerenin önünde oturup çeyiz işlermiş ana kız. "Hayallerin iğne deliğinden geçecek kadar küçük olmalı." dermiş kadın kızına. "Baktın ki bir hayalin geçemedi iğnenin deliğinden, boş ver onu. Unut gitsin. İğne deliğinden geçemeyen hayaller boş hayallerdir. Hüsrandan başka bir şey getirmezler."
Kızcağız dikkatle dinlermiş annesinin anlattıklarını. Sonra dalıp gidermiş hayallere. Ne vakit hayal kursa, elinden kayıverirmiş gergef, iğneyi de beraberinde götürerek.
Yeryüzünden ve insanların gözlerinden uzak durmasıyla nam salmış yeşil başlı hümay kuşu, öylesine düşkünmüş ki semaya yumurtasını havada yumurtlarmış. Bazı bazı hümay kırk arşın kadar yeryüzüne yaklaşık gölgesini bir insanın üzerine düşürürmüş. Hümay'ın gölgesi kimin üzerinde görülürse onun sırtı yere gelmezmiş bu cihanda.
Göremediklerini görebilmek için insanlar binlerce yıl boyunca yalancı altın mantardan içki damıtıp içmişler. Sonra... görebileceklerinden korkmaya başlamışlar.