Muhammed Ali Saltan

7. Tarihi tek bir düzlem üzerinden okumamak gerekir. Müslümanların Endülüs’teki hâkimiyeti sona ererken, doğuda Osmanlılar yükselecek, onları da daha doğuda Bâbürlüler takip edecekti. Gırnata’nın son sultanı Ebû Abdullah, sürgün bir kral olarak Mağrib’in Fes şehrinde son nefesini verirken, İstanbul’daki Osmanlı tahtında Kanûnî Sultan Süleyman oturuyordu.
Sayfa 107·Kitabı okudu
Reklam
6. İnsan tarihin hangi döneminde yaşayacağına karar veremediğine göre, her dönemin sınavına hazırlıklı olmak gerekir. Târık ve askerlerinin imtihanıyla 1200’lerin Endülüs’ündeki şartlar çok farklıdır. Hristiyanlar için “ asla bitmeyecek” gibi görünen 8 asrın sonunda İslâm hâkimiyeti sona ererken yaşananlar ise, Endülüs medeniyetinin en acı sayfalarını oluşturur. Bir zamanın hâkimleri artık mahkûm olmuş, esir düşmüş, din değiştirmeye ve sürgüne zorlanmaya başlamıştır.
Sayfa 107·Kitabı okudu
5. Endülüs’ün yetiştirdiği birçok ismin kıymeti, çok sonraları anlaşılmıştır. Endülüs‘ün uzun ve bol serüvenli tarihi boyunca yetişen ve eser veren birçok isim, yaşadıkları dönemden çok zaman sonra kıymetlenmiştir. Bu kategorideki belki en önemli isim, Gırnatalı meşhur fıkıh âlimi ve usulcü Şâtıbî’dir (1320-1388). Günümüzde kabri bile belli olmayan Şâtıbî, kendi zamanında kıymeti bilinmeyen bir şahsiyetti. Bugün ise, kaleme aldığı ölümsüz eseri Muvâfakât ile dünya çapında şöhrete sahiptir.
Sayfa 107·Kitabı okudu
Endülüs Dersleri
2. İç çatışma tuzağına Müslümanlar da düşmüştür. Müslümanların Avrupa içlerine doğru ilerlemesi, Hristiyanların kendi aralarındaki çekişmelerden faydalanmak suretiyle olmuştu. Sonraki dönemlerde ise, aynı rekabet ve çatışmalar Müslümanlar arasında da patlak verdi. Böylece terazinin kefeleri yer değiştirirken, adım adım başlayan fetihler, adım adım geri çekilişle sonuçlandı.
Sayfa 106·Kitabı okudu
Endülüs Dersleri
1. İlk nesillerin İslâm’ı yayma gayreti, çağlar boyunca hepimize örnektir. Târık bin Ziyâd’dan çok önce, Kuzey Afrika’yı fetheden meşhur komutan Ukbe bin Nâfi’nin Atlas Okyanusu kıyısına geldiğinde, atını denize doğru sürüp şöyle yakardığı rivayet edilir: “Ya Rabbi, eğer karşıma şu deniz çıkmamış olsaydı, senin adını duyurmak için dünyanın öbür tarafına giderdim!” O dönemin şartlarını düşündüğümüzde kat edilen mesafeler ve katlanılan meşakkatler, akılları durduracak seviyededir.
Sayfa 106·Kitabı okudu
Reklam