Muhammed Ali Saltan

"Bilmiyorum" Demek
Pek çok insana en ağır gelen konulardan biri (özellikle herkesin fikirlerini dile getirebilmesi için sınırsız platform sunan bir çağda) "Bilmiyorum", "Buna bir cevabım yok", " Araştıracağım ve size geri döneceğim" cevaplarını verebilmektir. İbni Sarh, "Zamanımızda "Bilmiyorum' demek ayıp sayılır oldu" der. Allahuekber! Hicri 250 senesinde yani günümüzden yaklaşık 1200 yıl önce vefat eden İbni Sarh, bu sözleri kendi toplumu için söylüyor. Resûlullah (sav)'e gelince; o bilmiyorum demekten asla çekinmezdi. Bir keresinde şöyle dedi: "Tubba kavminin lanetlenmiş olup olmadığını bilmiyorum. Zülkarneyn'in peygamber olup olmadığını bilmiyorum. Ölüm cezalarının bir kişiyi günahlarından arındırıp arındırmadığını bilmiyorum."5 Resûlullah (sav)’in bu peygamberlere özgü tavrı ve muazzam ihtiyatı, sahabelerine ve onlardan sonra gelenlere büyük ölçüde tesir etti. Aşağıda gelecek sözler üzerine düşünelim. Ebû Bekir radıyallahu anh şöyle dedi: "Bilgim olmadan Kur'an hakkında konuşursam hangi gökyüzü beni örter ve hangi yer beni taşır?" Ebû Mes'üd radıyallahu anh şöyle dedi: "İnsanların kendisine sorduğu her soruya cevap veren delidir." Abdurrahmân bin Ebî Leylâ şöyle dedi: "Resûlullah (sav)'in ashabından 120 kişi ile tanıştım. Onlardan birine bir soru sorulurdu ve o da bu soruyu başkasına yönlendirirdi. Yönlendirdiği kişi de soru ilk sorulan kişiye dönünceye kadar soruyu başkalarına yönlendirirdi. Onlardan her biri, kardeşinin kendisini cevap vermenin yükünden kurtarmasını dilerdi!" İmam Mâlik birisinin sorusuna "Bilmiyorum" diyerek cevap verdiğinde, soruyu soran kişi cevaplandırması için ısrar etmiş ve "Basit bir konu zaten" demişti. Bu cevap İmam Mâlik'i sinirlendirdi ve cevap olarak şöyle söyledi: "İlimde basit diye bir şey yoktur. Allah Teâlâ'nın, 'Şüphesiz ki sana ağır
Sayfa 12·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir Müslüman'la tokalaşırken
Enes bin Mâlik rivayet ediyor: "Resûlullah (sav) ne zaman başka bir adamla el sıkışsa karşısındaki elini önce çekinceye kadar o çekmezdi."4 En iyi hâliyle ince ve zirvede olan görgü kuralları! İnsanların hisleri onun (sav) için inanılmaz derecede önemliydi. Geçmişte Müslümanlar arasında çıkan ciddi anlaşmazlıkların nedeni, "gönülsüz bir el sıkışma" kadar önemsiz bir şey olabilirdi. Böyle bir tepki haksız olmakla birlikte, gerçekten hepimiz bu tür duyguları barındırmaya çok meyilliyiz. Biz zayıfız ve şeytan da bize vesvese veriyor. Bu nedenle Peygamberimiz (sav) şeytanın bizlere yaklaşabileceği olası kapıların her birini kapatmak için elinden gelen her şeyi yapar. Şimdi Resülullah (sav)'in kısa süreli bir tokalaşma olayına gösterdiği ilgi bu düzeyde ise bugün başka bir Müslüman'ı haksız yere boykot edenleri hatta ona ilk önce selam vermeyi reddedenleri görseydi ne yapardı? Selam verdiğiniz bir sonraki Müslüman ile başlayarak bu güzel sünneti uygulayın. 4. Tirmizî
Sayfa 11·Kitabı okudu
BEĞENİLMEYEN YİYECEĞİ ELEŞTİMEKTEN KAÇINMAK
“İğrenç!", "Öh!", "Leş gibi kokuyor!", "Bu da ne böyle?!" Bunlar daha önce yemek masasında hepimizin duyduğu ifadelerdir. Ebû Hureyre, yukarıdaki ifadeleri kullananların terk ettikleri bir sünneti şöyle anlatıyor: "Resûlullah (sav)'i herhangi bir yemeği ayıplarken hiç görmedim. İştah duyduğunda yer, iştahı olmadığında ise sessiz kalırdı."2 Nitekim Nebi (sav) ve Hâlid bin Velîd bir zamanlar Peygamberimiz (sav)'in eşi Meymûne'nin evine girmiş ve onlara kızarmış, uzun kuyruklu bir kertenkele takdim edilmişti. Peygamberimiz (sav) ondan yemek için uzandığı sırada kadınlardan bir kısmı, "Ne yiyeceğini Peygamberimize haber ver!" dedi. Sonrasında Peygamberimize, "Bu bir kertenkele" dediler. Bunu duyunca Resûlullah (sav) hemen elini yemeğin üzerinden kaldırdı. Bunu gören Hâlid, "Ey Allah'ın Resûlü, bu haram mı?" diye sordu. Nebi (sav)' in cevabı son derece nazik ve kelime seçimi dikkatliydi. Dedi ki: "Hayır fakat bizim bölgede olmadığı için ondan pek hoşlanmıyorum." Yeşil ışığı alan Hâlid şöyle dedi: "Kertenkeleyi aldım ve Resûlullah (sav) bana bakarken onu çiğnemeye başladım."3 Bazı yiyecek ve içecekler damak zevkimize pek uygun olmasa bile, kesinlikle başka birinin damak zevkine uyuyordur. Bu nedenle bütün yiyecek ve içecekler acımasız bir alayı değil, Allah'a büyük bir şükrü hak ederler. Bu hadis aynı zamanda, sevmediğimiz şeyleri zorla yememizin aksine, kişinin sevmediği yiyecekleri kibarca geri çevirmesinde bir sorun olmadığını ve bunu yapmanın da utangaçlık olmayacağını gösteriyor. Bir sonraki öğünden başlayarak bu kılavuzu gözünüzün önüne getirin. 2. Buhârî ve Müslim 3. Buhârî
Sayfa 9·Kitabı okudu
İşler artık eskisi gibi değil. Ashab-ı kirâm, her sünnetle amel etmekte ısrar ederlerdi. Çünkü onların gözünde "bu bir sünnetti." Hâl böyleyken bugün birçoğumuz "bu zaten sünnet" diye bu durumu hafife alırız. Onlardan farkımız ne kadar da büyük!
Sayfa 7·Kitabı okudu
Nâgehân bir şehre vardım, Ol şehri yapılır gördüm. Ben dahî bile yapıldım, Taş ile toprak arasında. Hacı Bayram-ı Veli (k.s.) "Nâgehan bir şehre vardım" Kişi, bir gün kendi iç dünyasına yönelir, içine bakar. "O şehri yapılır gördüm." İç âlemin, yani kalp ve ruhun sürekli inşa hâlinde olduğunu fark eder. "Ben dâhi bile yapıldım" İnsan, kendinin de hâlâ tamamlanmamış olduğunu, "oldum" değil "olmakta" olduğunu anlar. "Taş ve toprak arasında.” İnsanın bedeni yönü (toprak ile ruhun ince latif yönü (taş gibi işlenen) arasında bir terbiye sürecinde olduğunu anlatır.