Gizemli kitaplarla alış verişim yok; ben ilgimi çeken, bana keyif veren, basit kitapları seviyorum. Kitaplardan tek beklentim bana keyif vermeleri, düzeyli bir biçimde bana hoşça vakit geçirtmeleri… . MONTAİGNE
“Hiçbir şey istemiyorum” demiştim ve anında manzara kartpostal çiğliğinden sıyrılmış, yaradılışın ilk gününden kalma bir ışıkla parlamıştı, yol kenarındaki tozlu otlar bile.
Yine bir keresinde yatağımda hasta yatarken, gerçekleştiremediğim amaçlar yüzünden içim fıkfık ettiğinden bu mecburi tembelliğin tadını çıkarmazken, kendi kendime “hiçbir şey istemiyorum” demeyi hatırladım.
O anda yaprakların moru içimi öyle bir doldur ki daha önce renk neymiş bilmediğimi hissettim.
Zihnimin bir ifadeye, sadece kelimelerden ibaret olan bir şeye rastgele söylenmiş bir söze bu kadar çabuk tepki vermesi tuhaftı, hele de itina ile arzulanmış niyetlere karşı direnirken.
1200 sayfalık bir roman ! Bu kitabın bende enteresan bir hikayesi vardır. Bozcaada da plajda tek başıma kitabı okurken bir ara serinlemek için denize girdim . İkiyüz metre açılmıştım ki adamın birinin cüzdanımın bulunduğu çantama doğru geldiğini gördüm ve birşeyler yapmaya başladı.
Ben bağırmaya başlayınca ,uzaktan kitabı havaya kaldırarak bunu ne olduğunu merak etmiştim diye işaret etti.
Evet dış görünüşü gerçekten ürkütücü büyüklükte hatta bir tuğladan daha büyük ayrıca okumak bayağı zaman alıyor.
Daha önce "Hayatın Kaynağı"veya" İhtiyacımız Olan Felsefe"
adlı Ayn Rand romanlarının birinin incelemesinde Rand'ın hayatıdan bahsetmiştim.
Ayn Rand bolşevik isyanı sonrası komünistlerle birlikte çalışmak ister, fakat kendisi aristokrat bir aileden olduğu için önüne sürekli zorluklar çıkarırlar. Ve çalışmasına izin vermezler. Bazı bireysel becerilere sahip olan ve bunları topluluğun yarına kulanmak isteyen Rand ,hiçbir beceriye sahip olmayan ve ona mani olan bu insanlardan nefret eder.
Ben şunu yapıyorum diyemeyen topluma yararı olmayan ancak "biz" kelimesine sığınan insanlardan kaçar.(Rusya dan)
Rand bu kitabında , kendi hayatının küçük bir bölümünde gerçekleşen bu olayı ,farklı felsefeleri bize Amerika Birleşik Devletler'inde yaşanan bir olay olarak sunuyor.
Ve, yine beyaz diyor ,siyah diyor ama aklına gri gelmiyor.
Kabaca konuya değinecek olursak :
Kitabın ilk bölümünde ,insanlık adına müthiş buluşlar yapan, toplumda sivrilmiş kişilerin, işlerinin ellerinden alınmaması için verdiği mücadeleyi görüyoruz .
Daha sonra ise hepsinin birer birer gizemli bir biçimde ortadan kaybolmaları konuyu daha da ilginç bir hale sokuyor .
Atlas SilkindiAyn Rand · Plato Film Yayınevi · 20071,451 okunma
Sylvia Plath, Sırça Köşk'ünden sonra, düz yazı olarak gördüğüm ilk kitabı .
Kendi tanımıyla " Anlaşılması güç ,Sembolik bir öykü"
Ödül aldığı Moiselle dergisi tarafından reddedilen bir kitapçık ( sadece 42 sayfa ) .
Açıkçası Sırça Fanus'tan sonra bu kadına saygı duymaya başladım.
Ve bu kısa metinle ne kadar usta bir yazar olduğu u anladım.