Gizemli kitaplarla alış verişim yok; ben ilgimi çeken, bana keyif veren, basit kitapları seviyorum. Kitaplardan tek beklentim bana keyif vermeleri, düzeyli bir biçimde bana hoşça vakit geçirtmeleri… . MONTAİGNE
Savaşın geldiğini görebiliyordum.; savaştan sonraki yemek sıralarını, gizli, polisi, ve size ne düşünmeniz gerektiğini söyleyecek hoparlörleri de görebiliyorum.
Savaş denilince aklına kahramanlıklar ve şeref madalyaları geliyor ama öyle değil.
Artık süngülü hücumlar kalmadı; ayrıca kalmış olsa bile o iş sandığın gibi olmuyor. Kendini kahraman gibi hissetmiyorsun.
Sadece üç gündür uyumadığını, teke gibi koktuğunu ve korkudan altına işediğini biliyorsun ve ellerin donduğu için tüfeği tutamıyorsun.
Ama ona bakarsan bunun da bir önemi yok. Asıl mesele daha sonra olanlar.
Durmamacasına uğraşıp didinmek zorunda olduğunuz , bir başkasını elinden kapmadıkça hiçbir şeye sahip olamayacağınız, işinizin peşinde hep bir başkasının olduğu, gelecek ay veya daha sonraki ay personel çıkaracakları ve bu sefer piyangonun size vuracağı hissi..
Savaş sizi öldürmüyorsa düşündürmeye başlaması kaçınılmazdı.
Modern hayatın gerçeklerine ayak basmıştım.
Nedir peki bu modern hayatın gerçekleri? En başta geleni, bir şeyler satmak için daimi , delice bir çaba içinde olmaktır.
Çoğu insanda bu, kendini satmak şeklini alır ; yani bir iş bulup onu sürdürmek.
Savaş insanların başına olmayacak şeyler getiriyordu.
Ve asıl sıra dışı olan şey onun insanları nasıl öldürdüğünden çok, onları bazen nasıl öldürmediğiydi.
Sizi yanına katıp ecele sürükleyen büyük bir sel gibiydi savaş ama sonra bir bakmışsınız, ters bir akıntıyla kendinizi durgun bir sığlığa atılmış olarak inanılmaz ve anlamsız şeyler yapar, üstelik bunlar için ayrıca para alırken bulmuşsunuz.