Sheldon

Sheldon
@S_Cooper
Gerçeğe ulaşma arzusu ve hakikate saygı, ilerlemenin ilk adımıdır. Yapmamız gereken daha az şaşırmak ve daha çok düşünmektir.
İçe dönük gözlemin zorluğu
Biz kendi bilinç durumlarımızı bir iç göz vasıtasıyla bildiğimizi düşünürüz. 'İç gözlem'de bulunuruz yani bizim 'gözleme yönelik' (spective) kapasitelerimizin iç gözünü, kendi bilinçli durumlarımızı gözlemlemek için 'içe doğru' (intro) olmak üzere bu durumlara yöneltiriz. Bana bu da bir hataymış gibi geliyor. Hata olmasının nedeni çok basit bir biçimde ifade edilebilir: Görme modeli, algılama eylemiyle algılanan nesne arasında bir ayrım yapılmasını gerektirir. Şu sandalyeyi görüyorsam, bu durumda sandalyeyle, sandalyeyi algılama deneyimim arasında bir ayrım söz konusudur. Fakat bu ayrımları deneyimlerin kendileri için yapamayız. Örneğin kendi ağrımı algıladığımda, ağrı ile ağrının algılanması arasında ayrım yapamam. Başka bir deyişle, görme modelinin işlemesini sağlayacak ayrımı yani algılama deneyimiyle algılanan nesne arasındaki ayrımı yapamam. Bu sebepten dolayı, kendi bilinç durumlarımızı anlamamızın doğru yolunun ve bilinç durumlarımızı bilme tarzımızın, 'iç gözlem' denen içsel algıya ait özel bir meleke vasıtasıyla görme modeline dayandığını düşünmek hatalıymış gibi görünüyor.
Sayfa 85·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bilincin kusurlu içgörüsü (2)
Kendi bilinç durumlarımız hakkında hata yapabilmemizin ilk yolu, kendimizi aldatma yoluyladır. Kıskançlıklarımız, düşmanlıklarımız, zayıflıklarımız vs. ile yüzleşmemiz çok acı verici olduğu için, kendi bilinç durumlarımız hakkında kendimizi aldatma yoluna gideriz. En utanç verici duygularımızı ve tutumlarımızı kendimize bile itiraf etmeyi reddederiz. (...) Kendi bilinç durumlarımız hakkında ve kendini aldatmayla da ilişkili hataların ikinci kaynağı yanlış yorumlamalardır. Örneğin büyük duygusal anlar yaşadığınız bir sırada, aşık olduğunuzu samimi olarak düşünebilirsiniz; fakat daha sonra fark edersiniz ki, duygularınızı yanlış yorumlamışsınız ve duyduğunuz şey sadece geçici ve çılgınca bir tutkudan ibaretmiş. (...) Kendi zihinsel durumlarımıza dair hatanın bir üçüncüsü ve bana göre en yaygını, ikinciyle bağlantılı bir hatadır. (...) Niyet etme, karar verme, eylemde bulunma gibi önemli pek çok zihinsel kavram, bilinç durumları ve sonuçta ortaya çıkan davranış kategorilerinin ikisini birden aynı anda ve bir arada idare etmektedir. Örneğin sigarayı bırakmaya, kilo vermeye, daha çok çalışmaya ya da bir kitap yazmaya gerçekten karar vermiş olduğumuzu zannederiz; fakat sonuçta ortaya çıkan davranış bizim hatalı olduğumuzu gösterir. (...) Kendi bilinç durumlarımız hakkındaki dördüncü bir hata formu, dikkatsizliktir: Bilincimizin işleyiş tarzına yeterince yakından dikkat sarf etmeyiz. Örneğin belirli bir siyasi duruşa sıkı sıkıya bağlı olduğumuzu düşünürüz; fakat yıllar geçtikçe fark ederiz ki, biz farkına bile varmadan siyasi tercihlerimiz değişime uğramıştır. Bu yüzden, kendi bilinç durumlarımıza dair bilgimizin kesin ve değişmez olduğunu zannetmek bir hatadır.
Sayfa 84·Kitabı okudu
Bilincin kusurlu içgörüsü (1)
Bilincin öznel bir var olma kipine sahip oluşu, çoğu insanı kendi bilinç durumlarımızı bildiğimizde özel bir kesinliği sahip olmamız gerektiğini düşünmeye sevk etmiştir. Herkesçe bilindiği üzere, Descartes kendi bilinç durumlarımız hakkında mutlak kesinliğe sahip olduğumuzu iddia etmişti. Bu görüşe göre, biz kendi bilinç durumlarımız hakkında yanılıyor olamayız. Bu yüzdendir ki, bizim kendi bilinç durumlarımız hakkındaki iddialarımızın 'değişmez' oldukları söylenir. Bununla kastedilen şey, bilinç durumlarımız hakkındaki iddiaların daha ileri derecede bir delille düzeltmeye tabi tutulamayacağıdır. Bu bana bir hataymış gibi geliyor. Daha önce de işaret ettiğim üzere, benim kendi bilinç durumlarıma erişimde bulunduğum tarzla, sizin benim bilinç durumlarıma erişimde bulunduğunuz tarz arasında gerçekten de bir paralellik söz konusu değildir. Fakat bu benim kendi bilinç durumlarım hakkında yanılamayacağımı göstermez. Bana öyle geliyor ki, insanlar çoğu zaman kendi bilinç durumları hakkında hatalı yargılarda bulunmaktadırlar. Gerçekten kıskançlık içinde oldukları herhangi bir gözlemci için aşikar olduğu zaman bile, insanlar kıskançlık içinde olduklarını inkar ederler. Bir niyet taşımadıkları dışardan herhangi bir gözlemci için apaçık ortadayken bile, bir şeyi yapmak için kesin niyetleri olduğunu söylerler. O halde, kendi bilinç durumlarımız hakkında yanılabilmemiz nasıl mümkün olmaktadır? Bu tür bir hatayı yapmamızı mümkün kılan bir kaç farklı boyut vardır. Bunlardan dördüne kısaca değineceğim. (...)
Sayfa 82·Kitabı okudu
Bir kez bilincin de diğerleri gibi biyolojik bir görüngü olduğunu anladıktan sonra, elbette, bir anlamda, bilincin tamamıyla 'maddi' olduğunu görebiliriz. Bilinç bizim biyolojimizin parçasıdır. Diğer yanda ise bilinç, münhasıran üçüncü şahıs fiziksel terimleriyle betimlenebilir fiziksel görüngülerden oluşan herhangi bir sürece indirgenebilir de değildir. Bu durumda da materyalizmi reddetmeliymişiz gibi görünüyor. Çözüm, açıkça meydanda olan olgulardan hiçbirini reddetmeden, bilincin bir ve aynı anda tamamıyla hem maddi hem de indirgenemez bir biçimde zihinsel olduğunu kabul edecek şekilde kategorilerimizi değiştirmektir. Bu demektir ki, Kartezyen gelenekte kullanılageldikleri haliyle, gelenekselleşmiş 'zihinsel' ve 'maddi' kategorilerinden tamamen vazgeçmeliyiz.
Sayfa 81·Kitabı okudu
Bilincin bir betimlemesini elde etmekte yaşanılan zorluğun bir kısmı, bilincin kendisinin, etrafınızdaki masa ve sandalye türünden şeylerin gözlem nesneleri oldukları şekilde bir gözlem nesnesiymiş gibi görünmemesinde yatar. Bilincin bir açıklamasını elde etmekte yaşanılan ilk zorluk, bilinçle gözlem arasında bulunan özel ilişkiden kaynaklanır. Biz bilinci dağları ve okyanusları gözlemleyebileceğimiz şekilde gözlemleyemeyiz; çünkü bu durumda gözlemlenmeye aday tek şey, bilincin kendi kendisini gözlemleme eylemidir. Bilincin kendisi söz konusu olduğunda, diğer gözlem hedeflerinde olduğu gibi gözlemle gözlemlenen şey arasında bir ayrım yapamayız. İlerde göreceğimiz üzere, bu nokta iç gözlem doktrini açısından önemli sonuçlar taşır. İkinci bir zorluk ise, bilinci içinde yaşadığımız olağan, doğal, 'fiziksel' dünyanın bir parçası olarak ele almayı reddeden uzun bir felsefi geleneği devralmış olmamızdır. Bilinç, olağan fiziksel dünyanın bir parçası olarak değil de, gizemli bir şey, dünyanın kenarında kalmış ya da onun üzerinde bir şey olarak, doğanın geri kalanından ayrı bir şey olarak ele alınır. Bir tarafta; bilinci metafizik bir biçimde ayrı, fizilcsel olmayan bir görüngü olaralc ele alan düalistler vardır. Diğer taraftan gerçek ve indirgenemez bir görüngü olarak bilincin varlığını reddeden ve aslında üçüncü şahıs bağlamında betimlenen 'maddi' ya da 'fiziksel' süreçleri aşan ve bu süreçlerin üzerinde bilinç diye bir şeyin olmadığını ileri süren materyalistler vardır.
Sayfa 81·Kitabı okudu