Sheldon

Sheldon
@S_Cooper
Gerçeğe ulaşma arzusu ve hakikate saygı, ilerlemenin ilk adımıdır. Yapmamız gereken daha az şaşırmak ve daha çok düşünmektir.
Basit, net, anlaşılır.
8/10
·256 syf.··
2026 2. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2026 13:05
Bazı kitapların çok az okunması ve incelenmesini neye bağlamak gerekir bilemiyorum. Az sayıda basılması veya kısıtlı bir dönem için piyasaya sürülmesi mi mesela? Yayınevi, dağıtım işleri gibi benim pek bilmediğim arka plan süreçleri olabilir belki. Bir şekilde popüler olmayı başaramayan ama gayet de değerli bilgiler içeren ve yetkili kişiler tarafından oluşturulmuş eserler var. Nadir Kitap sitesinden ikinci el sepet oluştururken gözüme kestirip hadi sen de gel dediğim bir kitap için oldukça başarılı buldum. Konuyla alakalı olarak İnanan Beyin hala benim için çok daha ikna edici, derin ve tam bir eser olsa da yancı materyallerle bu alanı zenginleştirmeye de ihtiyaç var elbette. Direkt olarak bu kitap özelinde ne yazabilirim bilmiyorum açıkçası. Yani yazabilirim yazmasına da, insan beyni ve inanışlarının bilimsel bağlamda kökenlerini araştıran diğer kitaplara oldukça benziyor aslında. Tabi ki her kitabın farklı bir dili ve tarzı var; bunun da son derece anlaşılır yapısı, karmaşık biyolojik, nörolojik terimlerle okuyucuyu yormayan ve sade anlatıma odaklanması ön plana çıkıyor. Elde ettiğiniz bilgiler, deneyler, yorumlamalar ve gelişmeler düşünüldüğünde kitabın uzunluğu da çok makul. Fazlasıyla yeterli şekilde 237 sayfaya derdini sığdırmayı başarmış. Konu başlıkları birbiriyle alakalı ve çok bambaşka şeyleri anlatmıyor olsa da şu şekilde sıralanıyor: 1. Gündelik İnanışlar 2. İnanç 3. Çocuklar 4. Hayvanlar 5. Aletler 6. İnanmak 7. Yanlış İnanışlar 8. Din 9. Paranormal İnanışlar 10. Sağlık 11. Ahlak 12. Bilim 13. İnandırıcı mı? Ben bu şekilde parçalara ayrılmasını hoş karşıladım. Topyekûn girişse ve bir kalemde anlatsa da çok bir şey değişmezdi sonuç olarak ama bu şekilde parça parça ilerlemek ve arada mola verecek kısımlar bırakmak, aynı zamanda bazı konular özelinde
İnanılmaza İnanmakLewis Wolpert · Gürer Yayınları · 201120 okunma
Reklam

Sheldon

, bir kitap okudu
8/10
·256 syf.··
13 günde okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2026 13:05
·
2026 2. kitabı
Lewis Wolpert
7.9/10 · 20 okunma
Son
Bilim, günlük hayattaki problemleri çözerken kullandığımız düz mantığa ters düşen bir şeydir. Üstelik bilimsel değerlendirmeler yapmak için gerekli olan tüm verilere sahip olamıyoruz. Her şeyin ötesinde, genlerimize programlanmış olan inanç düzeneği farklı ilkelerle çalışıyor. Çabucak karar vermek istiyor, rakamlarla arası iyi değil, örnekleme yapmaya bayılıyor ve rastgele oluşumlarda bile bir desen, bir düzenlilik görmeye çalışıyor. Otoriteden etkileniyor ve mistisizmden hoşlanıyor. Görebildiğimiz gelecekte milyonlarca insan dinsel ve mistik inanışları taşımayı sürdürecek. Yalnızca beynimizde programlı olduğu için değil; yaşama anlam kattığı ve huzur verme gücü olduğu için bu inanışlar taşınacak, insanla ilgili sorunlarda nedensel inanışlara temel oluşturduğu için de. Sanayileşmiş, ileri bir ülke olan ABD'de dinin gücüne bir baksanıza! Başkalarının inanışlarına düşmanca duygular besliyor olabiliriz ama insanı insan yapanın inanışları olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Başkalarının inanışlarına saygı göstermemiz gerektiği kadar, dayanakları cılız, bilimsel tabandan yoksun inanışları değiştirme sorumluluğunu da üstlenmemiz gerekiyor. Dini İnanışların yitirilmesi son derece ciddi sonuçlar doğurabileceği gibi, bu inanışların başkalarına zorla kabul ettirilmesi de benzer sonuçlara yol açabilir. Günün sonunda önemli olan, bu inanışların ürettiği davranışların niteliğidir ve **temel ilke başkalarının haklarına saygı olmalıdır. Sözlerime Vergilius'tan (M.Ö 1. yüzyıl) yapacağım bir alıntıyla son verebilirim ancak: "Olayların nedenlerini anlayabilen kişi mutlu kişidir."
Sayfa 237·Kitabı okudu
Bilimsel kuramları neden kolayca benimseyemiyoruz?
Bilim dünyaya farklı bir gözle bakmayı gerektirir. Neden ile sonuç arasındaki bariz ilişkiyi kurmaktan (...) öteye geçer ve daha derinlerdeki düzenekleri ortaya çıkarmaya çalışır. Sorunlar da bu noktada başlar işte. Çarkların işleyiş biçimi gündelik beklentilerimize ve düz mantığımıza ters düşecektir. Dünyayı "düz mantık" ve duyu ile algılama çabalarımızın neredeyse tümü bilimsel olarak hatalı bir görüş sağlar. Güneşin dünyanın çevresinde dönüyor gibi görünmesinden, bu sonucu çıkarmak bu konuya iyi bir örnek oluşturur. Kuvvet, hareketi sağlamaz, yalnızca ivmeyi sağlar düşüncesi de. Saatte 750 kilometre sabit hızla uçan bir uçağın içindeyken bedeniniz üstünde sizi ileri taşıyan bir kuvvet olmadığına inanmak akla sığıyor mu? Darwin'in doğal seçilim ve canlıların rastlantısal olarak farklılaştığına dayalı kuramı, gündelik hayatta gördüklerimizle karşılaştırıldığında ne derece akla yatkın? Bir bardak suda bulunan moleküllerin sayısı bile akıl almaz sonuçlar sunuyor: Okyanuslarda bulunan suyu alacak bardak sayısından daha fazladır. Bilim alanında nereye baksanız akla sığmayan düşüncelerle karşılaşıyorsunuz. İçkinizdeki buzun içkiyi nasıl soğuttuğu bile akla ters: Soğuk buzdan sıvıya geçmez, buzu eriten içkinin ısısı buza geçer. Konu atomaltı parçacıklara, kuantum mekaniğine, kara deliklere ve Büyük Patlama'ya gelince, iş daha da karmaşıklaşıyor. Gündelik hayatla kurulacak benzetmeler (analojiler) çöküyor. Bilim akla çok zor gelebilir. (...) Sorunun diğer bir boyutu da bilimin çoğunun matematiğe dayanıyor olması. İfadelerin teknik olması ve sonuçların çoğu kez sezgilere ters düşmesi nedeniyle bilimsel açıklamalar, insanlara yabancı geliyor. Türlü ölçümleri yapabilmek için son derece karmaşık gereçlerin kullanılması da işin cabası.
Sayfa 220·Kitabı okudu
2. Dünya Savaşı Alman ırkçılığı:
George Orwell, Hitler'in başarısının, insanların rahat ve güvenden fazlasını istediklerini anlamasından kaynaklandığını söyler. İnsanlar, Orwell'a göre, bunlara ek olarak özveri, savaşmak, davullar ve bayraklar istiyorlardı. Hitler'in en büyük yardımcısı, otoriteye büyük saygı gösteren ve eleştiri geleneği olmayan bir kültürün varlığıydı. Bu, etkin politik görüşlere ayak uydurmanın ve otoriteye boyun eğmenin doğuştan gelen bir eğilim olabileceğine fazladan bir kanıt gibi. (...) Yahudilerin kötülüklerin kaynağı olduğu ve yok edilmelerinin gerekliliği inancı Almanların I. Dünya Savaşı'nın ardından gelen ulusal aşağılanmışlık duygusuyla beslendi. Ulusça yenilenme umudu yeşermişti ve Yahudiler savaş yenilgisinin günah keçileri oldu. Yahudiler Hitler'in gözünde yalnızca işçileri sömürme peşinde olan Marksistler olmakla kalmıyordu, dünyayı da ele geçirmenin peşindeydiler. Hitler, Yahudilerin orduya katılmadıklarını ve ekonomiyi berbat ettiklerini savundu; ırkın saf olması gerektiğini savunuyordu ve bu inancını efsanelerde anlatılan, kökleri ormanlarda olan Cermenlere dayandırıyordu. Ari ırkla ilgili bu inanışlara bilimsel bir temel oluşturma çabası eklendi. Amaç, ırkı oluşturan gen havuzunu korumaktı. Aralarında şizofreni, doğuştan körlük ve alkolizm gibi arazlar gösteren kişiler zorunlu kısırlaştırmaya tabi tutuldular. Yahudi gibi farklı ırktan olanlar ise yok edilmeliydi. (...) Irkçı inanışlara bir destek de savını güçlendirmek için biyolojiden yararlanan bir doktordan geldi. Bu doktor, Yahudileri insanlığın bedeninde kangrenli bir uzva benzetiyordu. Bilimden uzak olan insanlar için bu tür "yalancı-bilimsel" görüşler son derece etkileyici olabiliyordu. Düşünür Nietzsche de şöyle diyecekti: "Birçok türden insanın neslinin tüketilmesi herhangi bir üreme kadar istenir
Sayfa 213·Kitabı okudu
Reklam