17. yüzyılın son çeyreğinde "kötülük sorunu" önemliydi. Filozoflar ve teologlar, dünyanın günah ve acılarla dolu olduğu gerçeği ile evrenin sonsuz iyi ve herşeye gücü yeten Tanrı tarafından yaratıldığı inancını uzlaştırma sorunuyla boğuşuyordu. Bu süreçte özellikle iki katolik rahip ve bir Lutherci alim arasındaki mektuplar bugün baktığımızda yalnızca antika merakı bir şey olarak görülebilir. Ancak yalnızca alışıldık okul kitapları literatürüyle yetindiğimizde de önemli felsefi mirasların gölgede kaldığını görüyoruz...
Leibniz, Arnauld ve Malebranche, 17.yüzyılda Kıta entelektüel hayatının Büyük Üçlüsü'nü oluşturur; belki onlarla bir tek İngiltere'deki Hobbes, Locke ve Newton üçlüsü boy ölçüşebilir...
Sorun, Tanrı'nın varlığının yapısını bilmenin ve Onun eyleme biçimini tasvir etmenin doğru yolu sorunudur :
1) Tanrı'nın yarattıkları arasında kötülük neden gerekli?
2) Bu kadar çok kötülük neden var?
3) Ve belki de en önemli soru: İçinde yaşadığımız dünya, yaratılabilecek en mükemmel dünya mıdır?