Şayet kainatın kendi kendisini yarattığını kabul edecek olursak o zaman kainatın kendisine tanrılık niteliği vermiş oluruz. Yani o zaman bir yaratıcının bulunduğunu ve bu yaratıcının hem maddeden, hem de ruhtan ibaret olduğunu kabul etmiş oluruz. Fakat ben böyle bir tanrı düşüncesi yerine, maddi olmayan, eserleri apaşikar görünen ve mevcut hatta eşi ve benzeri bulunmayan bir Tanrıya inanmayı tercih ederim.
Sayfa 77 - niçin Allah'a inanıyoruz, terceme İbrahim Sıtkı Eröz, Hikmet yay. ist. 1981 c, 1.s.87·Kitabı okudu
Bin yaramızla inliyoruz ömür geçtikçe,
Bilmiyoruz artık hangi hüzünden dolayı ağladığımızı!
Küçüktük; yalnız kalmaktan korkardık,
Büyüdük; yalnızlığı bir kale, bir sığınak bildik!
Hayatı yürekten, sımsıcak severdik,
Can yakıyor şimdi şu "severdik" kelimesi...
Yol, çırılçıplak bırakıyor bizi her hayalden,
Söküp alıyor üstümüzdeki tüm masumiyeti.
Çalıyor kelimeleri fısıltılarımızdan,
Ve biz, "yorulduk" demeye bile aciz kalıyoruz!
Hep o sıfır noktasına dönüyoruz sonunda,
Ondan kaçarken yine ona sığınıyoruz özlemle.
Hayatı çocuk ruhuyla yaşamak istiyoruz,
Bize dokunan, bizi yıpratan her şeyden kurtulmak için.
Keşkelerin geceleri ağır geldi omuzlarımıza,
Ve kalp, temenni ettikleriyle yorulup bedbaht oldu.
Ayrılık, kayboluş ve benlik karmaşası...
Ve o soru hep baki kalıyor: Neden büyüdük?