Hak olanı inkâr etmek zayıf akıllı kimselerin tuttuğu yoldur. Bunlar doğruyu kişilerle tanırlar, kişileri doğruyla değil. [Yani bir sözün doğru olup olmadığını söze göre değil söyleyen kişiye göre değerlendirirler.] Akıllı kimse ise akıllıların efendisi olan Hz. Ali'nin (radıyallahu anh) "Doğruyu kişilere göre değerlendirme. Aksine doğruyu bilirsen ehlini de tanırsın" sözüne uyar. Akıllı kişi önce doğruyu bilir, sonra sözün kendisine bakar. Eğer bu söz doğru ise, söyleyen kişinin görüşleri yanlış da olsa doğru da olsa kabul eder. Hatta doğruyu, dalâlet ehlinin sözleri arasından ayırmaya gayret eder ve bilir ki altının madeni topraktır.
Hazır olan arandıkça kaybolur, gizliliğe bürünür. Dolayısıyla aranılmaması gerekeni arayan kimse, aranılması gerekeni aramakta kusurlu davrandığından dolayı suçlanmaz.
Eğer bir kimse keşfin sadece kitaplarda yazılı delillere bağlı olduğunu zannederse Allah'ın geniş rahmetini daraltmış olur. Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) "Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslâm'a açar" âyetindeki "açma (şerh)" kelimesinin manası sorulduğunda: "O. Allah'ın kalbe bıraktığı bir nurdur" diye cevap vermişti. "Bunun belirtisi nedir?" denildiğinde ise "Aldanma yurdu olan dünyadan sakınıp ebediyet yurduna, ahirete yönelmektir" demiş-ti. Yine Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu konuda şöyle buyurmuştur: "Yüce Allah mahlükatı karanlıkta yarattı, sonra üzerlerine kendi nurundan serpti." İşte keşf bu nurdan istenmelidir. Bazı zamanlarda bu nur ilâhi cömertlikten dolayı taşıp akar. Böyle zamanları gözetlemek gerekir. Nitekim Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) "Hayatınızın bazı günlerinde Rabbiniz'in kerem meltemleri eser. Dikkat edin ve bu lütuftan yararlanmaya bakın" demiştir.
Şeytan eskiden "İnsanların kalplerine bakar onları karartmaya çalışırdım!" dermiş. Şimdilerde "İnsanların kalplerine bakıyor ve onlardan içim kararıyor!" demiyordur İnşallah.