Medeniyet, kadınları kullanılan veya kendilerine tapılan bir obje hâline getirdi lakin kadınların ellerinden, değerlerini ve şereflerini taşıyabilecek yegâne vasıtaları olan şahsiyetlerini aldı. Anneliği göz ardı ederek, kadınları en temel ve yeri doldurulamaz rollerinden mahrum bıraktı.
Bu kitaba olan bağlılık yok olmadı lakin Kur'an, faal karakterini kaybederken irrasyonel ve mistik karakterini muhafaza etti. Kur'an-ı Kerim, kanunlar üstündeki otoritesini yitirirken, bir nesne olarak kutsiyet kazandı. Kur'an-ı Kerim'e İlişkin çalışmalar ve yorumlarda hikmet, yerini kılı kırk yaran bir titizliğe, öz yerini şekilciliğe, muazzam tefekkür de tilavet becerisine bıraktı. İlâhiyatçı bazlı formalizmin süregelen tesiri ile birlikte Kur'an-ı Kerim'in anlayarak okunması giderek azalırken manası anlaşılmaksızın yapılan kıraati giderek arttı. Okunan Kur'an-ı Kerim metinlerindeki mücadele, dürüstlük, şahsi ve maddi fedakârlıklar talep eden ve üstümüze çöken tembellik namına katı ve itici olan emirleri, Kur'an'ın haz veren sesi içinde eriyip gitti. Bu anormal vaziyet, adım adım normal kabul edildi. Çünkü bu, Müslümanlar içerisinde sayıları giderek artan ve Kur'an-ı Kerim ile bağlarını koparamıyor olmalarına rağmen Kur'an'ın talepleri doğrultusunda hayatlarını tekrar tanzim etmeye de güçleri yetmeyen grubun işine geliyordu.
Kur'an-ı Kerim tilavetine atfedilen abartılı ehemmiyetin psikolojik açıklamasını bu vakıada aramak gerek. Kur'an-ı Kerim'i okuyor, yorumluyor ve sonra tekrar okuyorlar. İnceliyor ve sonra tekrar okuyorlar. Okuduklarını bir kez dahi tatbik etmekten kaçınmak için aynı cümleyi binlerce defa tekrar ediyorlar. Kur'an'ı günlük hayatlarına nasıl uygulayacakları sualinden kaçabilmek için Kur'an'ın nasıl telaffuz edileceğine ilişkin titiz ve kapsamlı bir bilim dalı yarattılar. Nihayetinde Kur'an'ı anlaşılabilir bir mana ve muhteviyattan yoksun, yalın bir sese dönüştürdüler.
Söz ve amelin birbirini tutmadığı, sapıklık, pislik, adaletsizlik ve korkaklığın kol gezdiği, heybetli lakin boş camileri, idealsiz ve cesaretsiz büyük beyaz sarıklıları, ikiyüzlü
İslamı kabul eden bir halk tıpkı İslam'ı kabul eden bir ferd gibi bu aşamada sonra başka hiçbir ideal için yaşama ya da ölme salahiyetine sahip değildir. Bir Müslümanın adı ne olursa olsun bir imparator ya da hükümdar uğruna ya da bir ulusun bir partini ve benzer bir yapı için kendini feda etmesi düşünülemez çünkü İslam'ın en güçlü sevkitabiisiyle bir müslüman, bunların bir çeşit tanrıtanımazlık ve putperestlik olduğunu görür. Müslüman sadece Allah adıyla ve İslam'ın şanı için can verebilir. Bunun haricindeki tek seçenek, harp meydanından kaçmaktır.